Spagetti yazı
S

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

Sergio Leone’nin Spagetti Western’lerini daha çok severim klasik Western filmlerinden, mesela John Ford’unkilerden. Film başlar başlamaz olayın içine düşersiniz çünkü. Klasik Western’ler 20 dakikada ancak girer konuya, önce seyirciyi olaya hazırlar, karakterleri bazan resmi geçit misali tanıtır, birçok dolgu malzemesi çıkar bu yüzden önünüze. Spagetti’de karakterleri olayın, aksiyonun içinde tanırsınız. Leone’nin Western olmayan Bir Zamanlar Amerika’da‘sı da böyledir.

Yazılarda da severim aynı şeyi, hemen konuya girmeyi. Öyle laf dolandırmalara okurun karnı toktur diye düşünürüm, pırt diye kaçar. Hoş benim de lafı dolandırdığım olmadı değil, şimdi özellikle birini hatırlıyorum da yüzüm kızarıyor.

Aynı şeyi cümlede de severim, hele uzun cümlede. Hemen içine gireyim, neyle karşılacağımı hemen anlayayım da cümleyi okumaya öyle devam edeyim isterim.

Her duruma uygulanacak bir şablon çıkarılamaz elbet, çıkarılmamalı da, her filmin, her hikayenin, her makalenin, her cümlenin isteri başkadır, gereği ayrıdır. İşte bu isterleri, gerekleri düşünmeli yazarken.

Bakın size hiç düşünmeden hep aynı şekilde kurduğumuz bir cümle göstereyim:

‘Yalnızlık kötü yola sürükleyen arkadaştan iyidir.’

Böyle kıyas cümlelerinin kalıbıdır bu.

Kabusnâme‘yi Türkçeye çeviren (1431-32) Mercimek Ahmed böyle kurmayıp şöyle diyor:

“Yalnızlık yeğdir yaramaz işe kılavuzlayan yoldaştan ise.”

Bu deyiş hoşuma gidiyor benim. Kalıptan çıkmaya, kalıbı kırmaya bayıldığım için değil sadece, neyin iyi olduğunu hemen söylediği için de; onu tamamlayan arkadan gelebilir.

Evliyâ Çelebi de şöyle kuruyor böyle bir cümleyi:

“Amma Karadeniz’in mahileri kadar bir bahrin balığı leziz değildir.”

Biz şöyle deyip geçeriz:

‘Hiçbir denizin balığı Karadeniz’in balığı kadar leziz değildir.’

Başka cümleleri de böyle kalıplarla düşünüp(?) kurarız:

‘Yerden göğe kadar bütün varlıkları sizin için bezedim.’

Hacı Bektaş Veli’nin Makalat‘ını Türkçeye çeviren Molla Sadettin şöyle kurmuş bu cümleyi:

“Sizler birbirinizle kardaşlarsız. Benim kullarım, ben gafur [bağışlayıcı] Mevla sizinüm. Ve bunca dürlü nesneleri sizin için areste kıldım [bezedim, donattım], arştan ta saraya değin.”

Bu örneği Melih Cevdet’te gördüm ben (Açık Pencere, Everest Yayınları, s. 188). Bu kuruluşu Türkçe tümce için çok gerekli saydığını söylüyor. “Tümleçleri sona bırakıp tümceyi ağırlaştırmaktan kurtarmakta” diyor.

Bizim cümlelerimiz pek kitabi, hele bu örneklerin yanında. Kitabilik de ağırlaştırır cümleyi gerçekten.

Mesela biz şöyle deriz:

‘Geminin kıçından dümen iğneciği kırılarak deryaya düşünce bütün gemicilerin ellerini dizlerine vurarak pes perdeden birbirleriyle helalleşmeye başladıklarını gördük.’

Evliyâ Çelebi ise şöyle:

“Anı [onu] gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştibânlar [gemiciler] ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle hellâleşmeğe başladılar.”

Ağır olmak değildir kitabi cümlenin tek kusuru, yazıları tektipleştirir de, nüansları törpüler, anlamı güdükleştirir, kıvraklığı yokeder.

Nâzım Hikmet’in hapishaneden Kemal Tahir’e yazdığı 73. mektup vesilesiyle bu konuya daha önce de dokunmuştuk, Öner Ünalan’ı (Ragıp Gelencik) anarak. O mektupta Nâzım Hikmet Tolstoy’u tercüme etmektedir, oradan bir cümlenin kitabi halini ve kendi gönlünde yatan halini verir.

Kitabi çeviri:

“Prens Andrey, Avusturya payitahtının işgali gibi hadiselerin yanında Krems’teki muharebeye dair getirdiği haberin gerçekten de ehemmiyeti olmadığını anlamağa başlayarak:

‘Doğrusu, hepsi bir benim için, benim için tamamiyle hepsi bir’ dedi. Peki ama Viyana nasıl düştü?…”

Nâzım’ın gönlünde yatan çeviri:

” – Doğrusu, hepsi bir benim için, benim için tamamiyle hepsi bir – dedi Prens Andrey, Avusturya payitahtının işgali gibi hadiselerin yanında Krems’teki muharebeye dair getirdiği haberin gerçekten de ehemmiyeti olmadığını anlamağa başlayıp – Peki ama Viyana nasıl düştü?…..”

Nâzım şunu diyor mektubunda:

“Bizim kitabi cümle kuruluşu ile sözü, psikolojiyi, hareketi ve izahı aynı uzun cümle içinde vermeğe kalkıştığınız zaman anlaşılması zor bir karışıklık ortaya çıkıyor.”

Kitabi cümleyle tercümenin, mesela, “Tolstoy üslubu (bilhassa cümle kuruş bakımından) ile bir Mopasan üslubunu ayırt edilemez hale soktuğunu” da söylüyor.

Nâzım’a göre, bu kitabi cümle özellikle Tanzimat’tan sonra başlamış. “Evliyâ Çelebi’nin, eski tezkerecilerin cümle kuruluşları bambaşka, bu bakımdan hattâ bugünkü nesir cümle kuruşlarımızdan çok ilerde” diyor. (Kemal Tahir’e Mahpushaneden Mektuplar, Bilgi Yayınevi, 1968)

Melih Cevdet de şöyle bağlıyor yazısını:

“Molla Sadettin, Mercimek Ahmet, Âşık Paşazade bugün aradığımız, kurmaya çalıştığımız düzyazıda Edebiyat-ı Cedide yazarlarından daha çok yardımcı olabilirler bize.”

Ben biraz Âşıkpaşazâde okuyayım en iyisi. Görüşürüz…

Hamiş: Ben de filmlere falan girerek bir lafı dolandırma örneği yaratmış oldum, ama umarım, dikkatli okur ilk cümleyi Molla Sadettin’in izinden kurduğumu fark edip beni birazcık affedecektir.

DİLE GELENLER

Şiir hayalet olmuş çeviri denizinde

Türkçe çeviri konusundaki yazılarınız nedeniyle sabah sabah sinirimi bozan bir çeviri ile ilgili sizin de görüşlerinizi almak ve sinirimi sizinle paylaşmak istedim.

Sabah şu yazıyı okudum:

“Ingeborg Bachmann’ın dizeleri geldi aklıma: ‘Bakışların bir hayalet olmuş sisler denizinde: / bir zaman ki, geri çağrılmak üzere / ertelenmiş, görünüyor şimdi ufukta.’

Bachmann okumamış olsam da az çok yaşamı ve stili hakkında kulaktan dolma bilgilerim var. “Bakışların bir hayalet olmuş sisler denizinde” kulağımı tırmaladı haliyle.

Orijinalini buldum: https://www.lyrikline.org/de/:

Denn die Eingeweide der Fische
sind kalt geworden im Wind.
Ärmlich brennt das Licht der Lupinen.
Dein Blick spurt im Nebel:

Yine aynı sitede Türkçe çevirisi var, Ahmet Cemal, Yapı Kredi Yayınları:

Çünkü balıkların bağırsakları
buz kesmiş rüzgâr altında.
Yoksul bir ışık vermekte kandiller.
Bakışların bir hayalet olmuş sisler denizinde:

Yazıdaki çeviri de bu çeviri.

4 satırda bir o yana bir bu yana yatan bir yelkenli gibi çeviri okyanusunda:

Balıkların iç organları/içi,
Soğumuş rüzgarda.

gibi yalın bir çeviri yerine buz kesmek gibi bir abartı neden? Bağırsak demek istese bağırsak derdi degil mi?

https://www.welt.de/kultur/lit : Burada da anlatıldığı gibi Lupin birebir Lupin Çiçeği için kullanılmış ve bilerek bir gönderme/gizem yapılmış. Çiçekleri gerçekten muma benziyor:

https://deinegartenwelt.de/Lup

‘Acı bakla kandilleri, bakla çiçeklerinin ışığı’ diyebilecekken, bu göndermeyi tamamen silmeyi seçmiş çeviride çevirmen.

Ama en korkunç günah son dizede: ‘Spuren’ sorgu sual etmeden takip etmek, takılıp gitmek demek.

“Siste gözlerin dalıyor” diyebilecekken “Bakışların bir hayalet olmuş sisler denizinde” demek
nedir afedersiniz hocam :)?

Şiir çevirilerinde çeviri açısından nasıl bir çerçeve çizilmelidir sizce? Bu çerçeve düzyazıdan farklı mıdır?

Düzyazı çevirisi bile bu kadar meşakkatli iken şiir çevirisine verilmesi gereken özen kat be kat olmalı, ama arkadaşınızın dediği gibi “Türkçe güvenilmemesi gereken bir dildir.”

Aklıma bir İsmet İnönü anektodu geldi bu vesile ile:

Paşa bir gün bir taşra şehrini ziyaret ediyor. Şehrin ileri gelenleri aileleri ile [birlikte] tanışmaya geliyor. Okumuş bir tüccar oğlunu tanıştırıyor gururla: “Bu da oğlum Sezar, Paşam.” Paşa duraklıyor ve tüccara “Bu ne alçakgönüllülük!” deyip çocuğu seviyor.

Ahmet Cihat Toker

OYUN

Kurallar ve puanlama

* Kelimeler en az 4 harfli olmalı
* Aynı harf bir kereden fazla kullanılabilir
* Özel ad yok, mastar yok

Toplam 12 kelime bulacaksın.

4 harfli kelime = 2 puan
5 harfli kelime = 4 puan
6 harfli kelime = 6 puan
7 harfli kelime = 12 puan
Ortadaki harfe 5 puan hediye

İlave her harf 3 puan

7 harfin tümünü kullanırsan 7 puan da hediye.

Sansür Karar’lı