Yeni binada eski ruhla hizmet
Y

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

Tabelasını ta Şükrübey metrobüs durağının üst geçidinden gördüm. Gördüm ve içimden bir “Eyvah” geçti. Aldığım istihbarat yanlış mıydı yoksa? Görünüşe bakılırsa pek bir geçmişi yok. Altında bulunduğu bina yeni, bilemediniz iki üç yıllık. Gayet modern çizgilere sahip, sağlam görünüşlü, gıcır gıcır bir apartman.

Kalktım ta Avcılar’a gittim, üstelik bir arkadaşımla buluşmak için sözleştim. Neyse ki etrafı gezmek için vaktim var, olmadı listemdeki diğer seçeneklere bakarım.

Köşedeki Restaurant -ismiyle müsemma- Reşitpaşa Caddesi ile Aslı Sokak’ın tam köşesinde. Girişi cadde tarafından. Her iki bira firmasının renklerini verdiği küçüklü büyüklü tabelaları var.

Köşedeki Restaurant, Reşitpaşa Caddesi ile Aslı Sokak’ın köşesinde.

Önyargılarım beni ele geçiremeden akıl ettim de hazır kapısına kadar gelmişken girdim içeri. Daha girer girmez o eski ruhu tanıdım. Masalar, örtüleri, sandalyeler, duvardaki çerçeveler, hatta havalandırma sistemi bile “Doğru yerdesin” diyordu.

İçeri girince o eski ruhu gördüm. Neyse ki.

İçeride bira içen tek-tük müşteri var. Uzunca bir salon. Mutfak, salonun sonunda. Sonradan sahibi olduğunu öğrendiğim beyefendi, salonun ortasında karşıladı. Akşamüstü gelmek istediğimi söyleyip uygun bir dille mekânın kaç yıllık olduğunu sordum. “İki yıllık” dedi, “Ama kentsel dönüşüme girip yıkılmadan önce de en az bir 25 yılı var.”

Tahmin etmeliydim, burası Avcılar en nihayetinde. 99 depreminde İstanbul’da en çok hasar alan yer. Üzerinden 26 yıl geçti, eli kulağındakine çoktan hazır olmalıydı bile.

Yeni bir plan yapmama gerek kalmadı. Birkaç saat sonrası için iki kişilik yerimi ayırtıp düştüm yollara.

Hiç bildiğim bir yer değil Avcılar. Depremden sonra arkadaşlarıma, bir de İstanbul Üniversitesi kampüsüne gelmiştim 20-25 yıl önce. En son da geçen mart, Barbaros Cafe&Restaurant’a uğramış, ama çevreyi gezememiştim.

Şöyle bir dolaşınca Avcılar eğlence hayatının nabzını da tuttum. Olay sahilde cereyan ediyor.

Deniz kenarına indim, balıkçı barınağında çay içtim, sahilde yürüyüş yaptım. Anlaşılan sazlı-sözlü eğlence hayatı daha çok sahilde konuşlanmış. Başka bir şehirde, küçük bir seyahatteymişim gibi oldu. Eğer yoğun saatlerde binmezseniz metrobüsle Mecidiyeköy’den 45 dakika filan ama, işte, bir vesile gerek. Benimki meyhane ziyareti, siz de bulursunuz bir tane. Olmadı kopya çekin, ele vermem.

Arkadaşımla 18:00 için sözleşmiştik, ben bir saat öncesinden döndüm restorana. Etrafı süzüp notlar alacağım. Aynı beyefendi karşıladı, ortalarda, cam kenarı bir masa gösterdi. Hiç itiraz etmedim, salon pek uzun, girişe ya da en sondaki masalara oturursam ortama pek hâkim olamam gibi geldi.

Bu kadar yürüyüşten sonra bir birayı hak ettim tabii. Tabelaların vaat ettiği gibi iki firmanın da bira çeşitleri var. Genellikle tercihim, tek fabrikada üretilen marka.

Mutfak tarafından salon.

Sağ duvar dibinde yedi masa, bitiminde adisyonların tutulduğu banko, arkasında mutfak, sonda da tuvaletler var. Erkeklerde bir pisuvar, klozetli bir kabin. Kadın tarafı da tek kabinli. Gayet temiz.

Sol taraftaki pencere kenarlarında 11 sıra masa var.

Hafta başı. Maç da yok. Müdavimler var.

Salonun başında ve sonundaki ekranlarda TRT Spor açık, sessizde, tam tepemdeki ekranda da müzik yayını var, Hüner Coşkuner ‘Geçmesin Günümüz‘ü söylüyor, sıradaki parça Zekai Tunca’dan ‘Git Gidebilirsen.’

Biram bitti. Arkadaşıma geldiğimi bildirdim, o da Yeşilköy’den yola çıkmış. Birlikte ilk kez rakı içeceğiz, “Ben 35’lik içerim, sen?” diye sordum, “İçerim” diye yazdı.

Meze dolabı vaatkâr.

Önce bir 70’lik, bir-iki de meze söyleyeyim, o gelene kadar dedikodusunu da yaparız. Yarımşar porsiyon atom, fava, şakşuka söyledim. Rakı da su da soğuk geldi, tam ayarında. Üstelik su, Munzur suyu. Mezelerin üçü de pek iyi, favanın üstüne zeytinyağı bile gezdirmişler.

Garen’i beklerken

Garen’le (Kebapçıoğlu, 38), geçen ay yapılan Bodrumcup’ta tanıştık. Çok sevdiğim eski yarış arkadaşım Fırat’la (Mazman) Minx’te yarışıyor. Aslında daha önce karşılaşmışız; Fırat’ın dünya tatlısı, benim de çok sevdiğim kızı Işıl’ın (vaftiz adı Kristina) vaftiz babasıymış. Ben de katılmıştım ama tören hengâmesinde tanışamamışız. Üstelik pandemiye kadar meslektaşmışız da. Kınalıada’da 2019’da açtığı meyhanesi Kıraça’yı 2021’de, pandemi nedeniyle kapatmak zorunda kalmış. 

Garen gelince.

Sırtım kapıya dönük, geldiğini göremedim. Ne kadarını duydu acaba?

Tepsiden, birlikte seçtik bu kez. Bombay pilaki, maydanoz ve dereotuyla şenlendirilmiş taze beyaz peynir, havuç tarator, pancar, acılı ezmeyi yarımşar istedik. Turşular pek güzel görünüyor, hangisini alsak? Garsonumuz Bayram bey (Aktamov, 28), turşuyu karışık yaptıracağını söyleyince rahatladık. Turşuyla birlikte beyin, Arnavut ciğeri de tam porsiyon önerdi, öyle diyorsa doğrudur. Pazıyı da sıcak yaptıracak.

Meze tepsisinden hangisini seçsek diğerinde aklımız kalacak.

Bazı dostların vardır, yıllarca görüşmesen bile her görüştüğünde kaldığın yerden devam edersin. Bazıları da var ki daha tanışalı saat bile dolmasa 40 yıllık dostmuş gibi muhabbete orta yerinden girersin. Biz de ortadan daldık.

Bu kadarda dur diyebildik.

Ama rol çalmayalım. Deminden beri yiyoruz, mezelerin hakkını verelim. Bir kere hepsi taze ve ustalıkla yapılmış. Acılı ezme, zırh çekilmiş, tam olması gerektiği gibi. Beyin tazecik, tam kıvamında. Turşuyu Kayseri’den getirtiyorlarmış. Kayseri’nin turşusu ünlü değil ama Kayseri’de çok iyi turşu yapan yeri bulup getirtecek kadar özen gösterip emek vermişler ki paha biçilmez. Çok da güzel. Garen bir de servise dikkat çekti, “Tam kararında” diyerek. Bence de.

Garen, doğma büyüme Yeşilköylü. Aile kökenleri Kayseri ve Sinop’a dayanıyor. DJ. Anladığım kadarıyla da çok iyi bir DJ. Kulağı çok iyi, doğal olarak. Fonda çalan Anadolu Remix’in yapay zekâyla üretildiğini hemen anladı. Kendisi de yapay zekâyı kullanıyormuş. Bana dinlettiği şarkının sanatçısının var olmadığını söyleyince küçük bir şok yaşamadım değil. Tamamen yapay zekâyla üretmiş. Halbuki ben o sesle bir 35’lik devirirdim.

Garen’den izin isteyip mekân sahibiyle tanışmaya gittim.

Mehmet Ali bey (Karabuğa, 51) Vanlı. Mesleğe 15 yaşında Aksaray Değirmen’de başlamış. Benim de pek beğendiğim Sofra’da çalışmış. “Askerden sonra Avcılar’a geldim. 2008’de burada başladım. Klas Restaurant’tı o zaman. 1994’te Diyarbakırlı Aydın Yalçınkaya, Yalçınkaya Ocakbaşı olarak açmış. Üç dört kez el değiştirdikten sonra Klas olmuş. Ben 2016’da devraldım. İsmini de 2019’da müşterilere sorarak değiştirdik.” İsmiyle cezbetmişti beni, hakkında başka bir şey bilmiyorken.

Derken pandemi, ardından kentsel dönüşüme giren bina. İki yıldır tekrar hizmet vermeye başlamışlar eski yerde, yeni binada. İyi ki. Ne çok meyhanenin kentsel dönüşüme kurban gittiğini duyuyorum, biliyorum maalesef.

Bugün mutfak şefi Ahmet usta izinliymiş. Ama onu aratmadılar. Soldan sağa (benden sonra) Şahan Babayev  (21), serviste, altı aydır meslekte, Bayram Aktamov (28), yedi yıldır aynı mekânda, serviste, Huday Nazar (30), altı aydır mutfakta, Gunca Almiradova, altı aydır mutfakta ve işletme sahibi, meslektaşım Mehmet Ali bey.

Mutfaktaki güç Ahmet usta (Çelik, 64) ile tanışamadık, bugün izinliymiş. “Aksaray’da ilk çalıştığım ustam. Hep birlikte olduk.” İstikrar da bu işin en önemli parçası değil mi?

Servis 12:00’de başlıyor, 01:00’e kadar. Her gün açıklar. Seçim günleri hariç tabii.

Yozgatlı Halil bey (soldan ikinci), eski müdavimlerden. Yozgat’ın kulaklarını çınlattık.

Ekip fotoğrafı çektirirken “Biz de ekipten sayılırız, kaç yıldır müdavimiz” diye espriyle lâf atan masaya da çöktüm. Halil bey (Omay, 46) güvenlik amiri olarak çalışıyormuş. Yozgatlı. “14 senedir Avcılardayım. 2016’dan beri haftada en az bir kez gelirim buraya. Tertemizdir, bal dök yala” diye tarif etti müdavimi olduğu mekânı.

Lâf nasıl oldu bilmem Yozgat’a, Yozgatlılardaki hâkim siyasi görüşe geldi. Kendisiyle dalga geçecek kadar da kalender. “Ben de her Yozgatlı gibi sağcıydım ama 30 yaşımdan sonra solcu oldum. Rakıdan herhalde” dedi gülerek.

Masayı paylaştığı bey, bacanağı Timur (Sezen, 49). Doğma büyüme Avcılarlı olsa da işi gereği sekiz yıldır Balıkesir’deymiş, hasret gideriyorlarmış. Çekileyim aradan.

Şu tabaktaki çöp şiş, bütün Ortaklar, Söke ve çevresindeki çöp şişçileri gömdürdü bize.

Ana yemeği Mehmet Ali beye bıraktık. Adana ve çöp şiş karışık tabak geldi. İkisi de çok iyi.

Garen, Ortaklar, Söke ve çevresindekileri kastederek, “Çöp şiş diyarındaki bütün çöp şişçilerden kat be kat daha güzel” diyerek hislerime tercüman oldu. Düşünsenize yol boyunca sıra sıra, kocaman tabelalarla “Çöp şiş” diye bağıran mekânların, neredeyse hiçbiri bu işi hakkını vererek yapmıyor. Sanırım 20 yıl önce son denememi yapıp umudu kesmiştim. Garen, daha yakın zamanda test etmiş, anlaşılan o cephede yeni bir şey yok.

Metrobüs durağı şurası. Zamanı son kozuma kadar kullandım. Ama artık hesap vakti; 4 bin 960 lira tuttu.

Bira 160, 35’lik bin 100, mezeler 170, Arnavut ciğer 350, beyin 250, sigara böreği 200, paçanganın adedi 150, mantar 300, ana yemeklerden Adana-Urfa 500, tavuk kanat 450, tavuk şiş 400, çöp şiş, sac kavurma 600, kuzu pirzola 900 lira. Etler hep aynı kasaptanmış. Zaten Mehmet Ali beyi tanıyınca kötü herhangi bir şeyin servis edilmeyeceğini anlarsınız.

Bu arada bir hanımefendi tek başına yedi, içti, kalktı. Gittiğim bütün meyhaneler gibi burası da sokaktan daha güvenli.

Bir meyhaneci kaybettik

Kristal’in kurucusu Erol beyi kaybetmişiz. Maalesef.

Üsküdar İcadiye’deki Kristal’e Ocak 2024’te gitmiş, o zaman tanışmıştım sahibi Erol beyle (İren). Polis emeklisiydi. Sohbetimizde, birkaç gün sonra bu işten de kendini emekliye ayıracağını söylemişti. Zaten oğlu Burak (o gün izinliydi, tanışamamıştık), çoktandır üstlenmişti işletmeyi.

Burak, geçen hafta X’ten mesaj attı, geçen temmuzda kaybetmişiz Erol beyi. Maalesef. Başımız sağolsun.