Polonya’nın en önemli ressamlarından Olga Boznańska’nın, gri fonun önünde bir kız çocuğunu resmettiği 1894 tarihli portresi.

Böyle bir bakış olabilir mi? Dışarda değil, yalnızca içte, sezgide varolabilir. Boznańska yaşamının son demlerinde, Paris’teki soğuk stüdyosunda yalnız başına otururken belki de bunu düşünüyordu. Hiç evlenmemişti, çünkü ‘evlilik kadın sanatçı için bir ölüm fermanı’ydı.
Öyle bir yüzyıla doğmuştu ki, bir kadına sanatçılık ‘bahşedilmesi’ neredeyse imkansızdı. Sırf bu yüzden akademiye bile alınmadı; özel ders, hep özel ders… Sanatçı artık 75’e merdiven dayamıştı. Kasvetli stüdyosunda geçmişini tartarken garip bir huzur duydu. Burada, yalnızlığında güvende hissediyordu. Değeri çok sonra anlaşılacak o portre, geçmişi gibi karşısındaydı: Krizantemli Kız.
Krizantemli Kız’ı resmettiğinde henüz birkaç yıldır eli fırça tutuyordu. Yine de ne istediğini, neyi, nasıl anlatacağını biliyordu. Gri fonun önüne kızıl saçlı bir kız çocuğu çizmişti. Yalnızca yüzü ve kenetlenmiş elleri görünürdü. Kıyafeti nasıl da örtüyordu tüm vücudunu. Saklanıyor muydu? Yoksa yüzü ve elleri, benliğini anla(t)maya yeter miydi?
Kız çocuğunun zift rengi gözlerinde farkındalığın eşlik ettiği bir melankoli vardı. Ortak beğeniden sıyrılma isteği -korkuyla- gözlerinde yanıp sönüyordu. Resme bakanın, gözlerindeydi, gözleri.
Yüzü bembeyaz kesilmiş, solgun. Ağlasa ağlayacak ama gözyaşları yuvalarından akmayı reddediyor. Yapmamak ile yapamamak arasındaki ayrımsanamaz çizgide duruyorlar. Dudakları tıpkı elleri gibi kenetli. Sağ arkasına düşen gölgesiyse bir tür arzuyu simgeliyor; içerde yükselen, taşan, kabaran…
Küçük parmaklarının arasından krizantem çiçekleri boy vermiş. Zarif ve ümitvar. İncecik bilekleriyle çiçekleri tutuşu, tahtaya çağrıldığı için utançtan kıvranan bir ilkokul öğrencisini anımsatıyor. Krizantemler çocukluk masumiyetiyle olgunluk haysiyetini birleştiren bir köprü gibi… Yoksa yalnızca kompozisyonu tamamlayan bir unsur mu? Belki de Boznańska’nın Japon kültürüne duyduğu sevgiden ibaret. Bu kadar basit, arayışsız.
’’Ben güzel portreler istemiyorum, gerçeği istiyorum’’ der Boznańska. ‘‘Resimlerim yapmacıklıktan, aldatmacadan uzak ve sahici oldukları için harika görünüyorlar.’’
Boznańska, resimlerinde hakikaten de insan figürlerinin psikolojisine, derinliğine uzanmaya çalışır. Özellikle yüz ve elleri değerleyerek yapar bunu. Tek bir portre için aylarca çalışır, yüz ve ellerin ayrı ayrı eskizlerini çizer. Boznańska duyguları böyle yaratır.
İsviçreli sanat eleştiricisi William Ritter, 1896’da Krizantemli Kız için şöyle yazmış: ‘‘Uzun süre bakan herkesi çileden çıkaran gizemli bir çocuk… Şeffaf bir yüzden dökülen mürekkep damlaları gibi tuhaf ve rahatsız edici gözlere sahip. Uğursuz bir kız; parlaklığı ve beyazlığı insanın içini ürpertiyor.’’
Krizantemli Kız Polonya’nın Krakow şehrindeki Ulusal Müze’de sergileniyor.
