Kadınlara vasiyet edilen miras: Virginia Giuffre
K

Göksun Yazıcı
Göksun Yazıcı
ODTÜ Ekonomi mezunu. Yüksek lisansını kültürel çalışmalar (Bilgi) ve antropolojide (Columbia) tamamladı. Antropoloji doktora öğrencisi (California, Davis).

“Bize bu mirası vasiyet eden olmadı.”

Hannah Arendt, Fransız direnişinin aktif üyesi şair René Char’dan alıntılar bu sözü. Alman faşizmine karşı ünlü Fransız direnişi vasiyet edilmemiş bir miras gibi düşmüştür şairin kucağına. Direnişin tüm üyeleri almak ve yüklenmek zorunda kalmıştır bu mirası.

Bir bağı imler bu miras, kuşaklar arası bir bağı, hatta kuşakları aşan tüm insanlığı kapsayan bir bağdır bu; özgürlüğü ve özgürleşmeyi vasiyet eden, her kuşakta, her bireyde yankısını bulan en temel görevimizi hatırlatan bir miras.

Herkesi davet eden, herkesi kucaklayan, herkesi mirasçısı ilan eden bu miras vasiyet edilmemiştir, çünkü size bir seçenek de sunuyordur: Hiçkimse özgürlük için savaşmak zorunda değildir, boyun eğmek, tahakkümün altında bir hayat kurmak da her zaman seçenekler arasındadır. En basit karşı jestin bile büyük cezalarla karşılaşacağı bir ortamda korkmak, kabuğuna çekilmek, boyun eğmek bir seçenek olarak sunulur, çünkü özgürlük ancak onu seçerseniz özgürlüktür.

Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell’in kurduğu insan kaçakçılığı ve seks köleliği imparatorluğunu ifşa eden Virginia Giuffre’nin ölümünden sonra yayınlanan 367 sayfalık otobiyografisi bizlere dünyanın en güçlü erkeklerine karşı bir savaşı vasiyet ediyor. Prens Andrew’in kraliyet ailesi unvanlarının elinden alınmasında Giuffre’nin açıklamalarının payı büyük.

Virginia Giuffre. Fotoğraflar: ABC News

Travmalarla dolu hayatları, sömürülmüş ezilmiş benlikleri, dayanacakları sermaye ya da bir kurum olmamasına rağmen dünyanın en güçlü erkeklerine karşı Giuffre ile birlikte ayağa kalkan tüm kadınlar bizlere gözümüzü başka yere çevirme fırsatı vermiyor. Erkek egemen kapitalizmin en güçlü erkeklerinin, sömürülecek değersiz yaşamlar olarak gördüğü ve bozuk para gibi harcadığı bu kadınlar Guiffre’yle birlikte birer demir leblebiye dönüştü.

Konuşmaya karar veren kadınların otel odalarında ölü bulunduğu, tehditlerle dolu kirli bir düzeni ifşa ediyorlar. Milyarderler ve politikacıların reşit olmayan küçük kızları cinsel olarak istismar ettiği, tecavüz ve şiddetin kural olduğu travma dolu yaşamlarını bizlerle paylaşırken bir kurban olmanın çok ötesindeler. Konuşan kadınların hepsi erkek egemen kapitalizme karşı açılmış bir bayrak gibi.

Virginia Giuffre bir söyleşinde insan kaçakçılığı/seks kölesi ticaretinin küresel boyutlarını vurgulayarak, böyle bir dünyanın özellikle çocuklar için hiç güvenli olmadığını ve değiştirilmesi gerektiğini vurguluyordu. Seks kölesi ticareti zengin erkeklerin varoluşuna ışık tutan bir şey: savunmasız kırılgan kız çocuklarına eziyet ederek kendini güçlü hissetmek.

Bu zincire kapitalizmin tüm kurumları dahil; parasının nereden geldiğini bilmelerine rağmen Epstein ile çalışmak için sıraya giren bankalar, yatırım fonları ve finans kuruluşları bu ticaretin bir parçası. Konuşan kadınlar aynı zamanda bu kurumları da ifşa ediyorlar.

Giuffre’nin kitabı

Giuffre yayınlanan kitabında başına gelenlerin birçok kişi tarafından bilindiğini de söyledi. Gözünü kapatıp işine devam eden temizlikçiler, şoförler, koruma görevlileri de küçücük kızların zengin adamlara pazarlanmasını izlemişler. Olanları kenardan izleyen ve göz yuman herkes de bu suçun bir parçası.

Giuffre kitabında, özellikle –eski İsrail başbakanı olduğu ortaya çıkmış– bir politikacının ona hem tecavüz edip hem de ölümün kıyısına gelene kadar boğazını sıktığını da anlatıyor. “Canımı bağışlaması için yalvarmamdan zevk alıyordu. Bir seks kölesi olarak öleceğimi düşündüm” diyor.

Giuffre’nin kitabı Nobody’s Girl. Hiçkimsenin kızı olarak çevrilebilecek bu başlıktaki ‘kız’ hem kız evlat hem de sevgili anlamına geliyor. Ne birisinin kız çocuğu olarak, ne de birisinin sevgilisi olarak sevilmemiş, seks kölesi olarak sömürülmüş bir kız çocuğu, daha sonra istismar kurbanlarının umudu haline gelen bir savaşçıya dönüşüyor. Kitabın alt başlığı, “İstismardan hayatta kalma ve adalet mücadelesinin anıları”.

Kitabında Prens Andrew’la ilgili anlattığı bir anısı özellikle dokunaklı. Bir geceyarısı uyandırılarak Prens Andrew’in yanına götürülen genç Giuffre o gece Andrew’un kendisinden seks istemediğini, sadece uyuyana kadar başında durmasını ve onun başını okşamasını istediğini anlatıyor. Hiçkimsenin kızı olarak sevilmemiş, şefkat görmemiş bir kız çocuğunun şefkati isteniyor. Seks köleliğine, özen ve şefkat sömürüsü dahil edilmiş. Ayrıca, Prens Andrew, Giuffre’ye ilk tanıştıklarında da “Sen benim kızlarımdan sadece birkaç yaş büyüksün” demiş. Anne, kız çocuğu, seks kölesi.

Giuffre, Nisan 2025’te intihar etti. Ailesi, istismarın Giuffre üzerinde yarattığı yükün ‘katlanılmaz hale geldiği’ni söyledi. Kitap ölümünün ardından yayınlandı. Giuffre’nin Epstein’in ünlü listesindeki birçok ismi açıklamadan öldüğünü söyleyenlere karşı en güzel cevabı ifşacı kadınlardan biri verdi. “Giuffre isimleri biliyordu evet ama dosyaları incelemiş olan adalet bakanlığı da tüm isimleri biliyor. Epstein dosyalarını açıklayın!”

Ghislaine Maxwell: Suç ortağı

Epstein’in dünyanın en zengin ve güçlü erkeklerine seks kölesi hizmeti verdiği zincirinde diğer önemli isim de Ghislaine Maxwell ve şu anda hapiste. İngiliz muhafazakar gazeteci Piers Morgan hemşehrisi Maxwell’i “Erkeklerin suçlarının cezasını bir kadın çekiyor” diyerek savundu. Bu bakış açısı koskoca suç zincirinden sadece bir kişinin cezalandırılmasına dikkat çekse de Maxwell’i bir kadın olarak gördüğü için yanılıyor.

Küçük kızların güvenini kazanmak için onlara yaklaşan kişi Maxwell, onları aynı zamanda müşterilere zevk verme konusunda eğitiyor. Giuffre, kendisine şiddet uygulayan politikacıya onu teslim eden Maxwell’in politikacının ne yapacağını bildiğini söylüyor. Kısacası, Maxwell bile isteye oynuyor rolünü. Ghislaine Maxwell bir kadın değil, bir suç makinesi. İfşacı kadınlardan biri bunu çok güzel bir şekilde ifade etti: “Ghislaine, sistem sensin!”

Dünyanın en güçlü ve zengin erkeklerine karşı bir avuç kadının açtığı bu savaşa olduğumuz yerden omuz verebiliriz. İstismara, tecavüze ve şiddete karşı sesimizi yükseltebiliriz. Bütün bunlara göz yumanları suçun ortakları olarak ifşa edebiliriz. Tüm dünyayı saran erkek egemen kapitalizmin bize dokunan yerinden başlarız omuz vermeye. Böylece kadınları bozuk para gibi harcayan bir dünyada hepimiz birer demir leblebi haline gelebiliriz!