29. İstanbul Tiyatro Festivali için üçüncü zil çalmak üzere…
İstanbul’un bilindik sonbaharıdır bu… Sarı yapraklar ağır ağır kaldırımlara süzülürken, şehir sahnelerin fısıltısıyla kimlik değiştirir.
Bir köşeye rüzgâr replikleri taşır. Başka bir yerde su birikintilerinin üzerinde spotlar, ışıklar birikir.
Sesler perdenin dokusuna sinmiş, kıpırtılı seslerle okunan dualar gibi bir eşikten geçiriverir seyirciyi…
Sonbaharda bir doğum şenliğidir İstanbul Tiyatro Festivali.
Sanatın fısıldadığı hakikat, kentin kalbine dokunur.
29. İstanbul Tiyatro Festivali, 20 Ekim – 22 Kasım 2025 tarihleri arasında kentin farklı sahnelerinde tiyatro, dans ve performans gösterileriyle seyirciyi sürprizli günler bekliyor.
Festival küratörlüğünde bu yıl Mehmet Birkiye var.
Bir tiyatro festivali yalnızca oyunların birbiri ardına oynadığı takvimdeki günler değildir.
Toplumsal hafızayı canlı tutar, eleştirel düşünceyi kışkırtır, diyaloğun ve barışın yolunu açar; hayatla daha uyumlu hale getirir insanı ya da uyumsuzluklarıyla yüzleştirir.
Ama biliriz ki farklılaştırır ve farkındalıkla buluşturur. Brecht’in ‘Cesaret Ana ve Çocukları’ oyununda söylediği gibi ‘Yukarıdakilerin kazançları ve kayıpları, aşağıdakilerin kaderini her zaman aynı şekilde etkilemez.’
Bu yılki festivalin teması, geçmişin izlerini ve unutulmuşlukla yüzleşmeyi merkeze alıyor. Küratör Mehmet Birkiye, tiyatronun hafızayı canlı tutma ve unutulmuşlukla hesaplaşma gücünü festival programına taşımış.
Festival, farklı temalar ve disiplinlerle zenginleştirilmiş çeşitli bölümleriyle seyirciye izleme kolaylığı ve seçme özgürlüğü de sağlıyor:
- Uluslararası Yapımlar: Dünya çapında tanınmış toplulukların sahneleyeceği oyunlar.
- Yerli Yapımlar: Türkiye’den yaratıcı ve yenilikçi tiyatro gruplarının eserleri.
- Yeni Arayışlar: Deneysel ve sınırları zorlayan performanslar.
- İKSV Genç Sanatçı Fonu Destekli Oyunlar: Genç sanatçılara destek veren projeler.
- Erişilebilir Sanat: Engelli bireyler için özel olarak tasarlanmış gösterimler.
Festivalin en kıymetli yanlarından biri, yerli metinlere ve yeni yazarlara alan açması…
Bu başlık altında sahnelenecek ‘Televizyonun Karşısında Özel Mülkiyetin Kökeni Üzerine Düşünürken Uyuyakalmışım, Babamın Sesine Uyandım’, ‘Cehennem Çiçeği’ ve ‘Jonas’la Evlenmek’ gibi oyunlar, genç kuşak yazarların ve oyuncuların, kültürel üretim sürecine katılımını görünür kılıyor.
Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri olan Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş tarafından eş sponsor olarak desteklenen festival, bu yönüyle sürdürülebilirlik açısından da güven veriyor. Bu desteği keşke genç ve bağımsız tiyatro grupları da görebilse…
Ayrıca ‘Bu İşte Bir Kadın Var’ bölümünde ‘Aşağıdaki Pencere’ ve ‘Bovary’ gibi yapımlar, kadınların sahnede temsilini yeniden ele alıyor. Bu, sadece toplumsal cinsiyet bağlamında değil, tiyatroda yeni ifade biçimlerinin doğuşu açısından da kıymetli.
Susmak zorunluluk oldukça sanat ve tiyatro konuşur.
Brecht’in o ünlü repliğini değiştirelim biraz ustanın izniyle ‘Sanat da aşk gibidir, her zaman bir yolunu bulur.’
Hayata vurulduğunda sahnenin bu kırılganlığı, tiyatronun gerekliliğini daha da artırır. Çünkü sahne, yaşamın bir provası değil, bizzat kendisidir.
Birkaç oyun önerisi mi?
Tabii ki… 29. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Reşad Ekrem Koçu’nun ‘Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’ eski bir metinden yola çıkan en farklı deneyimlerden biri olabilir.
Ya da ‘İstanbul Mon Amour: Pera’nın Karanlık Odası’ ve ‘Open House’ yine seyirci için beklenmeyeni saklayabilir. Birinde karanlık şehir sokakları, diğerinde evlerin karanlık yüzü…
İstanbul Tiyatro Festivali, bize farklı yaşam deneyimlerini yeniden tattıracak. Gelin, sahneye açılan bu kapıdan hep birlikte geçelim. Çünkü tiyatro yalnızca sanatsal bir deneyim değil; toplumun kendisiyle yüzleşmesi, düşlemesi ve değişmesi için en güçlü araç…
Perde açılıyor. Sen de orada olacak mısın?