'Terör'ün faydaları!
'

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI

mustdagistanli@gmail.com

Terörü devletler de kullanır örgütler de, ama devletler terörün yanısıra terör terimini de tepe tepe kullanır. İşleri bu. Ama gazetecilerin ve akademisyenlerin işi bu kelimeleri dikkatli kullanmak ve kendilerini (gazeteciliği) kullandırmamaktır. Oysa gazeteciler de, akademisyenler de şu ya da bu iktidarın dili ve maşası olarak davranmayı marifet sayıyor. Bu dille ne eleştirel olunabilir, ne analiz yapılabilir.

Peki, ‘terörizm’ terimi siyasi söyleme nasıl girdi? Bu meseleyi çalışan Prof. Remi Brulin’le yapılan mükemmel bir söyleşiden derlediğim bilgileri 5Ne1Kim?‘de kullanmıştım, buraya da almayı boynumun borcu sayıyorum.

‘Terörizm’ en genel anlamıyla, “siyasi kazanç sağlamak için korku salmak amacıyla sivillere yönelik kasti ve sistematik öldürme, yaralama ve tehdit” diye tanımlanabilir. Ne var ki, bu kavramın temel sorunlarından biri, aslında ortak kabul görmüş uluslararası bir tanımının olmaması. Tanımlamak için ilk kez 1937’de Milletler Cemiyeti’nde bir girişimde bulunulmuş, fakat sonuç alınamamış.

Terimi sistematik olarak ilk kullanan, İsrail. İsrail, 1960’larda ve ‘70’lerde Filistinlilerle ve Arap ülkeleriyle çatışmalarını terörizme karşı savaş olarak tanımlıyordu. Birleşmiş Milletler’deki bütün tartışmalarda kullandığı söylem buydu.

1970’lerin başlarında Türkiye’de tedavüle girmemişti ‘terörist‘ kelimesi. Bizim Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar, Ulaş Bardakçılar için ‘anarşistler’ deniyordu. Devletin radyosunun haberlerinde sık sık ‘anarşistler’den bahsedildiğini hatırlıyorum. Gazetelerimiz de böyle anıyordu onları.

Terörizm tartışması, asıl olarak Filistinli militanların 1972’de Münih Olimpiyat Oyunları’nı basması ve İsrailli sporcuları öldürmesinin ardından BM’de başladı. İki temel mesele vardı: terörizm ile ulusal kurtuluş hareketleri arasında bir fark olup olmadığı ve ‘devlet terörizmi’ kavramının geçerli sayılıp sayılmaması.

Bu konuyla ilgili 1972, ’73, ’76 ve ‘79’da dört karar alındı. Bunlardan sonuncusu, sadece “ırkçı, yabancı ve kolonyal rejimlerin terörist eylemleri”ni kınıyordu. BM’de ABD kendine has ve tutarlı bir pozisyonu savunuyordu. ‘Devlet terörizmi’ diye bir şeyi tanımıyordu, devletlerin terörizmle suçlanamayacağını, çünkü bu tür eylemlerin uluslararası hukukta zaten suç olduğunu ve ona göre değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu bakımdan da öbür Batı ülkelerinden ve İsrail’den ayrılıyordu. ABD halen (en son Aralık 2000’de) bu görüşünü BM’de savunuyor, ama fiiliyatta tam tersini yapıyor; devletleri terörist olmakla ve teröre destek vermekle suçluyor. Bu çelişki de Amerikan medyası dahil hiçbir yerde haber konusu olmadı, olmuyor. Avrupa ise bu konuda hep sessiz kaldı, çünkü belirsizliği çıkarına göre kullandı ve kullanıyor.

Bu meselede bir adım daha berraklaşabilmek için BM’nin önünde 1987’den beri bir öneri duruyor: terörizmi tanımlamak ve ulusal kurtuluş hareketlerinden ayırmak için uluslararası bir konferans toplamak. Önerinin sahibi Suriye (idi). O yıldan beri bu öneri oylandı durdu; BM üyelerinin çoğu öneri lehinde oy kullandı ama Batı karşı çıktığı için bir türlü onay alamadı. Batı tanım istemiyor, çünkü çıkarına hizmet etmiyor.

BM’deki tartışmalar dışında, terörizmle ilgili ilk uluslararası konferans 1979’da, ikincisi de 1984’te toplandı. Her iki konferansın düzenleyicisi Jonathan Institute idi. Jonathan, bugünkü İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun abisiydi ve Entebbe Baskını’nda öldürülmüştü. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)  militanları 1976’da Paris-Tel Aviv seferini yapan uçağı kaçırıp Uganda’nın Entebbe Havaalanı’na indirmişti. İsrail komandoları uçağa baskın düzenledi, Filistinli militanların hepsi ve üç rehine öldü. İsrail komandolarından ölen tek kişi Jonathan’dı.

Konferansın amacı, “uluslararası terörizme, demokratik toplumlara nasıl bir tehdit oluşturduğuna ve terör güçlerini altetmek için gerekli tedbirlere dikkat çekmek”ti.

‘Terörizm’ kelimesini ilk kez 1979’da Başkan Jimmy Carter kullandı; sadece spesifik olarak İran’daki rehine krizi için. (İran İslam devriminden sonra bir grup İranlı öğrenci ABD elçiliğini basmış ve 52 Amerikalıyı 444 gün boyunca rehin tutmuş, bu da iki ülke arasında diplomatik krize yol açmıştı. Carter, rehineleri “terörizm ve anarşi kurbanları” diye tanımlamıştı.)

‘Terörizm’in bir terim olarak Amerikan siyasi söylemine girişini ise 1981’de göreve başlayan Başkan Ronald Reagan’a borçluyuz. Reagan bu terimi asıl olarak Güney Amerika ve İsrail dolayısıyla kullandı ve bu tarihten sonra da İsrail’le ABD aynı anlamı yüklemeye başladı.

Reagan, ‘terörizm’ derken, asıl olarak, ABD’nin ‘arka bahçesi’ Orta ve Güney Amerika’dan bahsediyordu. ‘Arka bahçe’de kendine yakın diktatörlükleri (diktatörlüklerin hepsi ona yakındı) besliyor, sol rejimleri devirmek için de silahlı gruplara her tür desteği veriyordu. İki ülke kritikti onun zamanında: El Salvador ve Nikaragua. El Salvador rejimini destekliyor, rejimin emrindeki ölüm tugaylarını silahla, parayla besliyordu. Nikaragua’da ise solcu Sandinista hükümetine karşı savaşan milislere, Contra’lara, aynı desteği veriyordu; çünkü Sandinistlerin yönetimindeki Nikaragua terörizme destek veren bir devletti.

Bu durum, ABD Kongresi’nde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında şiddetli tartışmalara konu oluyordu. Kimin terörist olduğu konusunda anlaşamıyorlardı. Demokratlara göre Nikaragua’da Contra’lar, El Salvador’da ise rejim teröristti. Dolayısıyla ABD bu teröristlere yardım göndermemeliydi. Demokratlar, teröristlere ABD desteğinin yasaklanması için yasa değişikliği teklifleri verdi, ama Cumhuriyetçi Kongre çoğunluğu bu değişiklikleri reddetti.

Demokratlara göre terörist olanlar, Cumhuriyetçilere göre özgürlük savaşçısıydı. FKÖ de 1970’lerde “Biz terörist değiliz, özgürlük savaşçısıyız” diyordu halbuki, ama ABD’nin buna kulak astığı yoktu. Amerikan merkez medyasının hükümetle göbek bağını göstermesi bakımından ilginçtir ki, en büyük gazete New York Times, Kongre’deki bu tartışmaları asla haber bile yapmadı. Sadece solcu sayılabilecek bir köşe yazarı, Anthony Lewis, o da birkaç ay sonra, bir yazısında bu tartışmaları yazdı. Ama asla haber yapılmadı.

Terörizm konusunda ABD bir çelişkiler yumağı olduğu için, Dışişleri Bakanlığı’nın meşhur ‘terörist devletler’ veya ‘terörü destekleyen devletler’ listesi de bu yumağın düğümlerinden biridir. Bu liste 1979’daki bir yasa değişikliğiyle hazırlanmaya başladı. Net bir terörizm tanımına varılamadığı için bu listelerin objektif kriterlere göre hazırlandığını söylemek imkânsız. Mesela FKÖ, bir ‘terör örgütü’ydü ve ona destek veren ülkelerden biri Suudi Arabistan’dı. Ama ABD, Ortadoğu’daki en önemli müttefiklerinden Suudi Arabistan’ı listeye almak istemiyordu.

Suriye ve İran’ı ise almak istiyordu ve aldı, çünkü düşmandı onlar. Güney Yemen, Irak, Libya ve Küba da başından beri kara listedeydi.

Bu listeden sadece iki ülke çıkarıldı. Bunlardan biri Güney Yemen’di, çünkü Güney ve Kuzey birleşip tek Yemen olmuştu ve Güney Yemen diye bir devlet kalmamıştı.

Listeden 1982’de çıkarılan ikinci devletse Irak’tı. ABD, Irak’a silah satmak istiyordu, çünkü düşmanı İran’la savaşıyordu o sıra. Irak, 1990’da Kuveyt’i işgal edene kadar listenin dışında kaldı. Küba’nın hala listede olmasının ise mantıklı bir gerekçesi yok.

Dönüm noktalarından biri 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kuleler’e düzenlenen terör saldırısıydı. ABD Başkanı George Bush ‘teröre karşı savaş’ ilan etmiş, ‘bizden değilsen teröristsin, terörden yanasın’ demiş, terör eylemlerine girişmişti. 2003’te Irak’a saldırması da aslında savaş değil, terör eylemiydi.

Bugün de değişen bir şey yok. Devletler terör eylemleri düzenlemeyi sürdürüyor. İsrail tabii ki en uç örnek, yaptığı şey düpedüz soykırım. İsrail hukuk tanımayan işgalci bir güç ve işgale direnenleri ‘terörist’ ilan ediyor. FKÖ söndü, Hamas parladı. Gazze’de meşru seçimleri kazanıp yönetime gelen Hamas İsrail’e ve pek çok Batılı devlete göre terörist bir örgüt.

“Benim teröristim kötü, senin teröristin iyi anlayışını yıkmak lazım” sözünün sahipleri de hem içerde hem dışarda terör eylemlerine girişti, girişiyor. Zaten istihbarat servislerinin en önemli görevlerinden biri terör eylemleri düzenlemek.

Bir de şimdi ‘terörsüz Türkiye, terörsüz bölge’ tatavası çıktı; bir umut barışılacak, kardeşleşilecek. Bu arada barış istedi diye terör destekçisi sayılıp Kanun Hükmünde Kararname’yle üniversitelerden atılan akademisyenler var; mağduriyetleri giderilmiş değil. Demek ki: “Benim şartlarımı kabul edersen, ben barış dersem bu kardeşleşmedir, sen barış dersen terördür.” Yine aynı mantıkla, Suriye’deki Kürtler hizaya gelmezse Ankara-Şam elbirliğiyle girişilecek askeri saldırıyla hizaya getirilecek.

Kısacası, devletler sadece terörle değil ‘terör’ terimiyle de terör saçıyor. Çok kullanışlı bir kelime şu ‘terör‘, ‘terörizm’, ‘terörist’.