Yarım asır sonra Cerrahpaşa'ya 'pankartlı' veda

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Koca Mustafapaşa’daki kampüsünde 28 Ağustos’ta farklı bir emeklilik töreni yapıldı.

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ercan Türeci, 18 yaşında öğrencisi olarak girdiği ve yarım asır geçirdiği fakülteden alternatif bir törenle uğurlandı.

Üniversite ve fakülte yönetimini eleştiren Türeci, her öğretim üyesi için yapılan resmi veda törenini reddetti.

Önde soldan ikinci Prof. Dr. Ercan Türeci. Fotoğraflar: Diken

Pankartı bile yollamadı

Çalışma arkadaşları ve asistanları farklı bir veda töreni yaptı. Sürpriz olarak da üzerinde “Yaşamını insana, emeğe ve özgürlüğe adayan, hekimliğiyle yaraları, mücadelesiyle karanlığı saran Ercan Türeci’yi emekliliğinde değil, her daim direnişin içinde selamlıyoruz” yazan büyük bir pankart hazırlandı.

Koca Mustafapaşa’da ‘kalan’ kampüse asıldı. Bir süre sonra, dekanlıktan gelen uyarı üzerine pankart indirildi. Aynı ekip pankartı Yeşilköy’deki yerleşkeye götürmek istedi. Türeci kendi o yerleşkeye gitmeyi kabul etmediği gibi pankartı da yollamadı. Hatıra olarak saklamak üzere aldı.

Tevfik Remzi Kazancıgil Amfisi önü, 1977’de ikinci sınıftayken.

Türeci, 1976’da ilk adımını attığında fakültenin adı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ydi. Klinikleri, amfileri, kütüphaneleri, yönetim birimleriyle fakülte tek yerleşkedeydi. Veda ederken fakültesi başka bir üniversiteye bağlanmıştı.

Diken’in sorularını yanıtlayan Türeci tüm bu süreçlerde sakınmadığı sözünü giderayak da söylemeye devam etti. Türeci’nin hatırlattıkları, günümüz Türkiye’sindeki siyaset ve dilin, akademik yaşamda vücut bulmuş hali. Aynı üsttenci, “Dedim, oldu, bitti” tavrı, aynı nobranlık…

‘Bölünmeye yeterince direnemedik’

Mayıs 2018’de çıkarılan 7141 sayılı Yükseköğretim Kanunu’yla İstanbul Üniversitesi bölündü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin de aralarında olduğu fakültelerden yeni bir üniversite yaratıldı: İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa.

Öne sürülen gerekçe İstanbul Üniversitesi’nin öğrenci sayısının yüksekliği sebebiyle ‘hantal’ olması, yönetilememesiydi.

Şu anda örgün eğitimde yaklaşık 68 bin, açıköğretim, uzaktan eğitim vs. de katıldığında 280 binin üzerinde öğrencisi var. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nınsa yaklaşık 33 bin öğrencisi bulunuyor. Nedense bu 33 bin öğrenci fazla gelmişti.

Türeci “Hantal diye böldükleri üniversitenin öğrenci sayısı yine çok fazla. Eee o zaman hala hantal. Niye bölüyorsun? Saiklerinin farklı olduğunu düşünüyorum. İstanbul Üniversitesi hantalsa, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ne? Niye bölmüyorlar?” diye sordu.

Bölünmeye karşı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi, hocası, çalışanları eylemler yapsa da Türeci’ye göre katılım cılızdı:

“Hem bölünme hem de sonraki kapanma, açılma ve taşınma süreçlerinde doğru kararların alınması için yapılan protesto gösterilerinde, toplantılarında hiçbir zaman 150-200 kişiyi aşan bir topluluk olmadı. Oysa 500’ün üstünde akademik görevli, 4 bin civarında öğrenci, bin 800 kadar hemşire, personel, asistan vardı. Direnemedik.”

Birkaç öğretim üyesinin temsilci olarak bulunduğu görüşme grupları oluşturulduğunu belirten Türeci, süreci şöyle anlattı: “O dönem gözümüze baka baka İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasının, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Cerrahpaşa Üniversitesi’nin olacağı söylendi.

Oditoryum dolusu öğretim üyesi bunlara inandı. Parti kongresindeymiş gibi ‘Yaşa, var ol’ diye alkışladı. Böyle uyduruk şeylerle, palavralarla bölündük.”

Taşınma sosyal medyadan mı öğrenilir?

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi birkaç yıl sonra ikinci büyük darbeyi yedi. Peyderpey binalarını yıkan, klinikleri prefabrik yapılara taşınan hastane, 2020 kışında başlayan Covid-19 pandemisini karşıladı.

2023’te Kahramanmaraş depreminden sonra ani bir kararla Atatürk Havalimanı’nın pistinde pandemi için kurulan Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’ne taşınması kararı verildi.

Tüm Cerrahpaşalılar bu kararı sosyal medyadan öğrendi.

Dönemin sağlık bakanı Fahrettin Koca hastaneyi ani ziyareti sırasında rektör Prof. Dr. Nuri Aydın’a bu karar nedeniyle kızdı. Derken taşınılacak hastanenin adı değişti.

Koskoca tıp fakültesi ‘pinpon topu’ gibi bir oraya, bir buraya savruluyordu. Önce Taksim İlkyardım Hastanesi dendi. Sonra İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi gündeme geldi. Nihayet son kararlarla başa dönüldü, Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi son karardı.

Türeci “Kararlar hangi saiklerle alındı, neden vazgeçildi bilmiyoruz” dedi.

Prefabrik bir yapıdan, tıp fakültesi ve uygulama hastanesi yaratılmaya çalışıldı. 32 ameliyathaneden birden dörde düşmüştü. Yatak sayıları öyle. Lağımı taşıyor, tavanı çöküyor, ısınamıyordu. Koridorlarında kurbağalar geziyordu.

Cerrahpaşa asker ocağı değil

Türeci kötü yönetildiğini düşündüğü süreçte yaşananları şöyle anlattı:

“Cerrahpaşa asker ocağı değil. Derebeylik şatosu değil. Biz de emir kulu değiliz. 500’ün üzerinde öğretim üyesinin taşınmadan haberi, bilgisi yoktu.

Niye? İkinci, üçüncü kaynaklardan öğrendik o zaman. Bu karar nasıl alındı? Ne düşünüldü? Kiminle konuşuldu? Ne tartışıldı? Bilmiyoruz.

Tıp fakültesini taşıyorsan, burada çalışan akademisyenlere danışmak durumundasın. Yanlış kararlar alındı ve çok kötü yönetildi.”

‘Yarın gidiyorsun’ dendi

Geçici olarak yapılan hastanenin elektriği, suyu, kanalizasyonu, tavanı, zemini kısacası hiçbir şeyi yeterli değildi. Ama yönetim taşınmayı dayatmalarıyla sürdürdü.

Türeci şöyle devam etti: “Ev taşırken bile koşullarına, nüfusuna, yaşamına, her şeyine uyan yer bakıyorsun. Beklentilerine göre değişiklikler yapıyorsun. Sonra evini paketleyip taşınıyorsun.

Yalnızca sana tebliğ ediyor, ‘Sen tebellüğ edeceksin’ deniyor. Başka türlü bir akıl kabul edilmiyor.

Türkiye’nin temel, en önde gelen tıp fakültesini taşırken anabilim dalı başkanları ‘Yarın gidiyorsun’ ya da ‘Üç gün sonra taşınıyorsun’ denilerek haberdar edildi.

Taşıdıkları yerin hesabından, kitabından, ölçüsünden haberleri yok, sığmıyor. Pandemi koşullarında, izolasyon temelli yapılmış prefabrik bir hastaneden tıp fakültesi hastanesi olmaz. Olmuyor. Sıkıntı sürüyor.

Örneğin mamografi taşındı ama dokuz ay çalışmadı. Niye? Elektrik bağlantısı yapılamadı diye. BT, MR cihazları aylarca atıl kaldı. Kardiyolojinin girişimsel işlemlerde kullandığı aletleri aylarca çalıştırılamadı. Hala sorunlarla uğraşılıyor.”

‘Fakülte fiziki olarak yok edildi’

Profesör hastanedeki 17 ayrı bölümün anesteziyolojisinden sorumluydu. Anabilim dalındaki odasını kullanmak yerine genç meslektaşlarına bırakmayı tercih ediyordu.

En arkadaki Türeci. İhtisasının ilk yılı, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kürsüsünün balkonu, yıl 1986. Burası artık yok.

Türeci çalışanlarıyla duygusal bir bağı da olduğu için yıllarca nöroradyoloji ünitesindeki MR anjiyo 2’de ‘küçük bir köşe’yle yetindi.

Bu ünite kentin en önemli inme merkeziydi. Hem yerli hem de yabancı hekimler yetiştiren, alanında bilinen, uluslararası referansı olan bir bölüm.

Sadece ünitenin atıl kalmasının bile hastalara bedeli ağır.

Nöroradyoloji ünitesinde; burası da taşındı.

Burada ‘kansız ameliyat’la inme, anevrizma (baloncuk), atardamarlarla toplardamarlar arasındaki anormal oluşum ve bağlantılara müdahale ediliyor. Beyin ve boyun damarlarındaki tıkanıklıklar açılıyor. Beyin ameliyatları öncesi kanamaların engellenmesi için damarlar tıkanıyor.

Hoyrat taşınma sürecinden burası da muaf tutulmadı. Bir yıl önce karot örneği alındı. Raporun sonucu açıklanmadan, yine ansızın “Tedaviyi durduruyorsunuz” dendi. Yaklaşık dört aydır ünite çalışmıyor.

Söküm ihalesi, yerleştirme ihalesi derken süreç uzadı durdu. Yeni yerleşkenin odaları ve tavanlarının ünitenin cihazlarını tutacak, alacak durumu yoktu.

Tanı ve tedavi için verilen randevular vardı. Hala yapılamadı. Beklerken ya da acil tedaviye ulaşamadığı için ölenlerin sayısını ise bilen yok!

Atamalarda ‘bildik’ yollar

‘Yönetme, Ele geçirme, Yola getirme’ politikasının bir uzantısı da rektör ve dekan atamaları oldu. Türeci meslektaşlarının bu süreçleri de kolay kabullendiklerini söyledi.
Bölünmeden sonra tıp fakültesinin dekanı Prof. Dr. Nuri Aydın’ı yeni üniversitenin rektörü yapabilmek için önce yasal koşullar değiştirildi ve ataması yapıldı. Rektör olmak için beş yıllık profesörlük gerekiyordu. Aydın o süreyi doldurmamıştı. Atamadan sonra yasal koşullar tekrar eskiye döndü. Halen rektörlüğünün ikinci döneminde.

Şimdiki dekan Prof. Dr. Emin Köse, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden doçent olarak geldiği fakültede sadece iki yılda önce başhekimliğe, sonra profesörlüğe ve nihayet dekanlığa yükseltildi.

Öğrenciliğinden bu yana Cerrahpaşa’da yetişmiş, nitelikli, en az Köse kadar yönetici olma vasfına sahip onlarca öğretim üyesi bulunduğunu belirten Türeci, “Fakültede 500 öğretim üyesi varken dışarıdan biri getirildi. Buna itiraz edilmeyerek zımnen ‘Biz kendimizi yönetmekten aciziz’ dendi” diye devam etti.

Haziran’da asistan hekimlerin düzenlediği toplantıda.

Finali başladığı yerde yaptı

Türeci, Yeşilköy’e hiç taşınmadı. Finalini başladığı kampüste, bildiği gibi yapmayı tercih etti. Sorumlusu olduğu bölümleri köşesinden idare etti.

Cerrahpaşa’nın fiziki olarak yok edildiğini belirten Türeci, “Öğrenciliğim, uzmanlığım, doçentliğimin geçtiği hiçbir bina artık yok” dedi.

Türkiye’de öğretim üyeliği ve hekimlik defterini kapasa da görev aldığı çok sayıda misyonla yurt dışında gönüllü çalışmalarını sürdüreceğini belirten Türeci’nin emeklilik planlarıysa şöyle:

“Özlemle beklediğim, en çok sevdiğim iş olan kitap okumaya ağırlık vereceğim. Sevdiğim insanlarla vakit geçirmeye ve hayatı yakalamaya çalışacağım.

Politik, siyasi iktidarı hedeflemeyen ama günlük hayata, medikal, paramedikal olgulara, akademik, demokratik haklara yönelik mücadelelere omuz vermeye devam edeceğim.”

Cerrahpaşa ‘durdu’

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezar olmasın: ‘6’lık deprem bile indirir’

Cerrahpaşa’da ölümcül bakteri saptandı