Bir meydan okuma, dahası bir tehdit ve bir adım sonra bir kumpas ve kumpaslar silsilesi… Gezi olaylarını 17-25 Aralık hadiselerinin takip etmesi, bunun aylarca süren, cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar uzanan etkileri, cemaatin bir taşeron olduğu kanaati bu algıyı daha da keskinleştirmiştir.
Erdoğan’ın siyasetten basına uzanan bir hatta, sadakat ve güvene artan derecede önem vermesi, siyaseti iktidar kavgası yönüyle ele alması, kumpas olarak algıladığına karşı ölçüsüz tepki göstermesi ve tedbir alması bunun göstergeleri arasındadır. Türkiye hala bunların etrafında dönüyor.
Hürriyet Gazetesi’nin ‘yüzde 52’ye gelen cumhurbaşkanına idam’ manşeti de işte bu koşullarda (kendisi de yüzde 52’yle seçilen) Erdoğan tarafından kendisine yönelik bir tehdit olarak algılandı. Ve Erdoğan Hürriyet Gazetesi yayın yönetmeni hakkında tutuklanma talebiyle suç duyurusunda bulundu.
Atılan manşet Türkiye’yi anlamak ve zihniyetleri okumak açısından ne denli sıkıntılıysa, yapılan suç duyurusu da demokratik açıdan o denli ölçüsüzdür. Türkiye’nin iktidar kavgası havasından çift yönlü olarak çıkması gerekiyor.