HÜRREM SÖNMEZ
Geçen yıl Anneler Günü’nde yazmıştım, “Biz daha kendi annemizin hakkını nasıl ödeyeceğimizi bilemezken, evlatlara kıyanlar nasıl yaşayacak bu vebâlle?” diye. Nasıl yaşadılar bilmiyoruz ama en azından sonunda ölüyorlar işte herkes gibi. Analardan en çok ah alan, en tescillisinin ölümü anneler gününe kısmetmiş.
Memleketten epey uzakta, diktatör Franco’nun askerleri tarafından bir seher vakti kurşuna dizilen Lorca’nın doğduğu ve öldüğü topraklarda alıyorum bizim emekli diktatörün ölüm haberini. “Her ölüm erken ölümdür” diyen şairin aksine, bu defa hiç erken değil, hesabı asla verilmemiş günahlarla geçmiş uzun bir ömrün sonunda gelen bu ölüm.
Milyonlarca kişi en içten lanetlerini gönderiyor olacak
Devlet töreni yapacaklar elbet, öyle ya ne de olsa eski cumhurbaşkanı, ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutunun ardından askeri tören, bando, mızıka filan… Verdiği nimetlere şükredip, açtığı yoldan hâlâ yürüyenlerin, sâbık diktatörün aziz hatırasına sadakat göstermesi sürpriz olmayacak. Ama hakikat şu; milyonlarca ana, baba, evlat, evlerden, balkonlardan, ekranları başından en içten lanetleri gönderiyor olacak ardından.
Karanlık bir geçmişi hatırlayacak binlerce insan o resmi geçite bakıp, hafızalarımız geriye saracak; işkence odaları, mezarsız ölüler, gurbete kaçışlar, karartılan bütün hayatlar üşüşecek zihnimize. Evladının kemiğine dahi kavuşamadan ölen anaların hakkı ona asla helal olmadığı için olsa gerek, ölümünün isabet ettiği şu Anneler Günü’nde dünya biraz daha güzel artık.
Memleket uzaktan dağılmış pazar yerlerine benziyor
Birkaç gün önce de Zeki Alasya’nın ölüm haberini almıştım yine uzaktan. Kenan Evren’in şaheseri 80 darbesi sonrasının o boğucu ve çorak iklimindeki çocukluğumuzdan, belleğimize kalan gülüşlerin sahibiydi Zeki Alasya. Akraba ziyaretinden yeni dönülmüş, lord marka içi marzipanlı çikolata yenmiş bir bayram akşamında, Mustafa Sağyaşar’lı Emel Sayın’lı ‘Bayram Özel’ eğlence programı bitmiş de Zeki-Metin başlamış siyah beyaz televizyonda, mutlu olmuşuz, karnımızı tuta tuta gülmüşüz.
Ağzı laf yapan, sesi güzel olanı Metin, saf ve sakar olan bizi daha çok güldüreni ise Zeki. Kimi zaman aptal aşık olmuş kimi zaman saf köylü, ama hep güldürmüşler bizi o ikisi, hem de bazı çocukları güldürmenin aslında ne zor olduğu o pek karanlık günlerde. Ölümlere dahi polemiklerin damgasını vurduğu vakitlerden geçiyor memleket ve artık gerçekten ‘dağılmış pazar yerlerine benziyor‘ uzaktan. Kenan Evren’in ölümü “Dünya artık daha güzel” dedirtirken, Zeki Alasya’nın ölüm haberi kederli bir tebessüm düşürüyor yüzümüze.
Çocuk kahkahalarımızda Zeki Alasya var, hayatımıza düşen karanlık gölgede Kenan Evren var
Latin Amerikalı yazar Jorge Amado, “İnsanın anayurdu çocukluğudur” diyor. Ana yurdumdan da annemden de uzakta olduğum şu Anneler Günü’nde, bu iki ölüm haberi aynı çocukluğun iki ayrı karesine tekabül ediyor hayatlarımızda. Çocuk kahkahalarımızda Zeki Alasya var, bütün bir hayatımıza düşen karanlık gölgede ise Kenan Evren.
Şüphesiz ikisinden de esirgemeyeceğiz en içten dileklerimizi çünkü şair doğru biliyor: “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere kaybolmuyor.”
Hafızamız yüzümüzü güldürenleri kaydediyor, katil ve diktatörleri değil
Eğer bu dünyada yakalarına yapışamadıysak, yargılanmadan ecelleriyle öldülerse, yaptıkları yapanların yanına kâr mı kalıyor, yoksa hesabı soruluyor mu bilmiyorum ama tesellimiz odur ki, insanlığın müşterek hafızası, katilleri ve diktatörleri değil, yüzümüzü güldürenleri kaydediyor.
Üç gün sonra bir katliamın birinci yıldönümü. Somalı annelerin evlatları, çocukların babaları yok bugün yanlarında, o anaların ve evlatlarına hasret giden tüm anaların yüzü suyu hürmetine, katillerin hesap vermeden gidemediği bir dünyadır hayal ettiğimiz.
Benimki de dahil, dünyanın en fedakâr varlığı olan tüm annelerin günü kutlu olsun bu vesileyle.