ONUR ÖNCÜ
@oencueonur
7.6 ve 7.7 büyüklüğündeki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ikinci yılında Hatay’dayım. Antakya merkez, Samandağ ve Defne ilçelerinde depremzedelerle bir araya geldim.

Gece vardığım için yolda pek fazla bir şey göremedim. Ancak güneş doğduğunda sanki depremin ilk haftasındaymışız izlenimine kapıldım. Her tarafta ağır hasarlı ve yıkılmış binalar, dev şantiye alanları… İnşaat tozları nedeniyle dağların görünmediği, yeşilliğin beyaz renge büründüğü bir atmosfer…

İlk olarak Defne’ye, depremle birlikte ağır yıkım yaşayan Armutlu Mahallesi’ne gittim. Mahalleli burada yaşamın nerdeyse yok olduğunu söyledi. Dolaşırken muhtarlığın da yer aldığı binaya denk geldim. Dışardan bakıldığında, binanın ağır hasar aldığı, ilk katların tamamen boşaltıldığı görülüyor. Muhtarlığın bulunduğu katta ise tadilat devam ediyor. Binanın bu görüntüsüne rağmen ‘orta hasarlı’ raporu verilmiş. Mahalleli bu durumun istisna olmadığını söylüyor. Binanın üçüncü katında ise ‘kiralık’ yazısı asılı.
‘Keşke oğlum yaşasaydı‘
Mahalle muhtarlığının olduğu binanın önünde fotoğraf çekerken Necmettin Akbay’la tanışıyorum.

Akbay, 71 yaşında emekli TIR şoförü. Depremde oğlunu kaybetmiş: “Oğlum bilgisayar mühendisiydi. 36 yaşındaydı. 13 gün enkazda kaldı. Zonguldak’tan gelen madenciler onu enkazdan çıkardı” diyor. “Devlet size yardım etti mi?” diye soruyorum. Omuzlarını silkerek, “Bir seferlik 10 bin lira ve oğlumun vefatı nedeniyle de 100 bin lira verdiler. Onun dışında bir yardım almadım. Keşke oğlum yaşasaydı da para da almasaydık” diyor.
Hatay’ın her tarafı acı. Türkiye’nin siyasi gündeminin bu şehirde bir karşılığı yok.
‘5 Şubat’tan 6 Şubat’a geçemedik‘
Depremin hemen ardından İnat Derneği’nin Asi Nehri’nin yanında kurduğu konteyner kentteyim.
40 yaşındaki Cahit Yıldırım’ın hem oturduğu bina hem de Defne’de bulunan bir evi yıkılmış. İki çocuğu ve eşiyle birlikte kurtulmuş. Yıldırım, kendileri için hayatın 5 Şubat’ta durduğunu söylüyor: “Depremden önce mutluyduk. Ama 5 Şubat’tan 6 Şubat’a geçemedik. Her şeyimiz gitti. En önemlisi de yaşama sevincimiz gitti. Hep o acıyı çekiyoruz. Yaralarımıza alışmaya çalışıyoruz.”

Yıldırım, depremin hemen ardından sokaklarda cansız insan bedenlerinin dizildiği anı unutamadığını söylüyor. Yaşanılanı düşünmek bile güçken, Yıldırım ve birçok depremzede bu anların bizzat tanığı oldu.
Yıldırım, 6 Şubat’ta amcaları, kuzenleri ve yeğenlerinin de aralarında olduğu 19 akrabasını kaybetmiş. Depremden sonra ailesiyle birlikte Defne’deki Asi Nehri’nin kenarında kurulan konteyner kentte kalmış. Birçok depremzede gibi hiçbir maddi yardım alamamış. Konteyner kentte bir buçuk yıl kaldıktan sonra asıl işi aşçılığı bırakıp elektrikçi olmuş. Birkaç ay önce yeni bir daire kiralamış; iki çocuğu ve eşiyle birlikte artık orada yaşıyor.
‘TOKİ boş kağıtlara imza attırdı‘
Devletin kendisini yeni bir daire verip vermeyeceğini soruyorum. “İki evim yıkıldı. TOKİ bana boş kâğıda imza attırdı. Sadece isim, soy isim, ve TC numarası var. TOKİ’ye ne kadar para ödeyeceğimi bilmiyorum. Ben ne kadar borçlandığımı bilmiyorum.”
‘Umudum yok‘
53 yaşındaki Önder Tan, Samandağ’da yaşıyor. Depremde hem evi hem de iş yeri yıkılmış. Tan ve eşi ilk altı ay bir çadırda yaşamış, son bir buçuk yıldır ise Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tahsis ettiği konteynerde kalıyorlar. Ailesinden can kaybı yaşamamış ama birçok arkadaşını kaybetmiş.

Hatay’da görüştüğüm insanlara sorduğum ilk soru, “Devletten yardım aldınız mı?” Tan’a da bu soruyu soruyorum.
“Şu ana kadar hak sahibi olduğumuz için her ay 7 bin 500 liralık kira yardımı yapıyorlar. Onun dışında hiçbir şey almadık. Şimdi baktığınızda 7 bin 500 lira ile herhangi bir daireyi kiralayamazsınız. Samandağ’da en ucuz ev 15 bin liradan başlıyor” diyor.
İnsanların umudu var mı? Tan’ın yok: “Umutlu değilim. Çünkü bir kent kültürünün yaratılması gerekirdi, ancak devletin buradaki tutumu buna engel. Şu anda sosyalist bir yerel yönetim var. Umutlu olmaya çalışıyoruz ama hem yerel mevzuat, bürokrasi hem de halkın kimi alışkanlıkları bunun önünde engel olabiliyor. Dolayısıyla inanılmaz zorlanacağız.”
‘Kendimizi yalnız hissediyoruz‘

Önder Tan’ın eşi Nazlı Tan birçok insanın travması olduğunu söylüyor ve depremin yarattığı tahribatı çok sonradan fark ettiğini anlatıyor:
“Hiçbir şey değişmedi. Kendimizi çok yalnız hissediyoruz. Bunun olacağının da bilincindeydim. Ben bazı şeyleri sonradan yaşadım. Tüm bu süreçte çocuklarıma odaklandığım için felaketi sonradan fark ettim. Evimin olmadığının idrakine beş ay sonra vardım. Depremle o zaman yüzleştim. O süreçte gelen giden çok oluyordu, psikolojik destek alıyorduk. Mesela biri depremi, onun sesini anlatırken, ‘Ben niye hatırlamıyorum’ psikolog yardımıyla fark ettim. O süreçte bunları konuşmak bile bizi rahatlatıyordu. Şimdi bütün gün konteynerde oturuyorum. Sadece ben değil konteynerde yaşayan herkes aynısı söylüyor.”

Samandağ’da bir tanıdığının iki odalı gecekondusunda kalan 65 yaşındaki Ata Doğru’yla buluşuyorum.
Doğru’nun evi 6 Şubat’ta yıkılıyor. Kendisi 12 saat enkaz altında kalıyor. Şimdi o enkazın yarattığı tahribat nedeniyle bir kulağı duymuyor. Ata Doğru da görüştüğüm diğer depremzedeler gibi herhangi bir yardım alamadığını söylüyor…