Türkiye'nin 'Kıbrıs davası'nda değişen tek şey üslup

 


tumayTÜMAY TUĞYAN*

Kıbrıs sorununun ve Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’yle ilişkiler boyutu çok uzun zamandır hiç bu kadar görünür olmamıştı Türkiye basınında.

Hiç olmadığı kadar çok meslektaşımız, gerek köşe yazılarıyla gerekse farklı platformlar aracılığıyla paylaştıkları görüşleriyle, Sayın Mustafa Akıncı’ya ve biz Kıbrıslı Türklere desteğini belirtti.

Bu, bizim ‘derdimiz’in Türkiye kamuoyuna aktarılması adına son derece önemli. Müteşekkiriz…

Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir diğer nokta da bu ‘görünürlüğü’ kısmen de olsa, ‘Erdoğan’a yönelen öfke’ye borçlu oluşumuz.

Erdoğan’ın söyledikleri yeni değil

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuveyt ziyareti öncesinde KKTC’nin yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik söyledikleri, aslında biz Kıbrıslı Türkler için çok yeni şeyler değil.

Yeni olan, üslup!

Erdoğan’ın Akıncı’ya karşı kullandığı üslubu törpüleyip, ‘usturuplu’ bir şekle sokarsanız, karşınıza çıkacak olan sonucun aslında ne kadar da tanıdık olacağına, sizler de şaşıracaksınız, eminim.

Türkiye’nin Kıbrıs siyasetiyle imtihanı Erdoğan’la başlamadı onunla da bitmez

Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin Kıbrıs siyasetiyle imtihanı, hiç de aslında öyle yeni değil. Erdoğan’la başlamadığı gibi, Erdoğan’la da bitmeyecek.

Özal döneminin, Demirel döneminin ya da Ecevit döneminin Kıbrıs’a bakış açısının ya da CHP’nin, MHP’nin geçmişten günümüze geliştirdiği Kıbrıs söyleminin Erdoğan’ınkinden farkı, diplomatik teamüllere uygunluğu sadece.

Evet Erdoğan’a kadar kimse bir basın toplantısının ortasında, bizim bir cumhurbaşkanımıza, “Ağzından çıkanı kulağın duysun” diyerek ‘fırça atmaya’ kalkmamıştır.

Evet Erdoğan’a kadar kimse bir basın toplantısının ortasında, bizim bir başbakanımıza, “Senin maaşın kaç?” diye sormamıştır.

Ve evet Erdoğan’a kadar kimse eline mikrofonu alıp da Kıbrıslı Türklere, ‘besleme’ dememiştir.

Ama Türkiye’nin, 1974’ten bu yana gerek Kıbrıs sorunu konusunda uyguladığı politikalar, gerekse adanın kuzeyinde sürdürmekte olduğu ‘toplum mühendisliği’, Erdoğan’ın bu tavrının altında yatan hakim Kıbrıs düşüncesinden farklı sonuçlar üretmemiştir.

Değil midir ki ne zaman Türkiye’de bir taksiye binsek, Kıbrıslı olduğumuzu öğrenen taksicilerin neredeyse tümü bize, ‘Biz 1974’te geldik sizi kurtardık, siz bizi niye sevmiyorsunuz?’ diye sorup durur!

Değil midir ki ne zaman Türkiye basınında Kıbrıslı Türklerin çözüm talebine ilişkin bir haber çıksa, haberin altı, ‘Paranızı biz veriyoruz ey Rum satılmışları’ benzeri yorumlarla dolar!

Hiçbir kurumun başında Kıbrıslı bir Türk yok

Türkiye’nin, Kıbrıs’ın kuzeyindeki nüfus yapısını değiştiren politik tavrı, Erdoğan’la başlamaz.

Bugün KKTC nüfusunun yarıdan fazlasını Türkiye kökenli vatandaşlar oluşturuyor.

Türkiye’nin, 40 bini aşkın askeriyle Kıbrıs’ı bir üs olarak kullanmaya başlaması, Erdoğan dönemine rastlamaz.

KKTC’nin düzenli ordusu Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın başındaki isim sadece şimdi değil, tarihinin hiçbir döneminde bir Kıbrıslı Türk olamamıştır.

KKTC Merkez Bankası’nın başkanı, tarihinin hiçbir döneminde Kıbrıs’ın kendi hükümetince atanamamıştır.

Polisimiz, itfaiyemiz hep TSK’ya bağlı olarak faaliyet gösteregelmiştir.sSivil Savunma Teşkilatı’mızın başında hep bir Türkiye’den atanmış olagelmiştir.

Ve evet ekonomik işbirliği protokolleri aracılığıyla Türkiye’den Kıbrıs’a maddi akış sağlanır, doğrudur. Ancak bu para, ithalat gelirleriyle bile, Kıbrıs Türk ekonomisi tarafından, misliyle geri iade edilmektedir.

Birlikte göz atalım, KKTC ile TC arasındaki 2014 yılına ait ticaret hacmi rakamlarına…

2014’te KKTC’den TC’ye 75 milyon dolarlık ihracat yapılırken, aynı yıl TC’den KKTC’ye 1 milyar 107 milyon dolarlık ihracat yapılmış.

Yani sattığımız malın değerinin neredeyse 15 katı fazlasını, Türkiye’ye geri ödemişiz.

Türkiye’nin ‘Kıbrıs davası’ hep aynı

Türkiye dış politikasının ‘Kıbrıs davası’, 1974’ten bu yana hep aynıdır. Erdoğan’la değişen tek şey, bu davanın ‘sunuluş’ biçimidir.

Diplomatik etiğin bir yana bırakılması, saygı ve terbiye kurallarının yok sayılmasıdır geldiğimiz aşamada esas değişen şey.

Erdoğan Akıncı’ya, Kıbrıs müzakerelerini kafana göre yürütemezsin’ diyor ve biz hep beraber buna çok kızıyoruz ya, siz bugüne kadar herhangi bir KKTC cumhurbaşkanının Kıbrıs müzakerelerini ‘kendi kafasına göre’ yürütebildiğini mi sanırsınız?

Bakmayın Kılıçdaroğlu’nun ‘Kıbrıs bağımsızdır’ laflarına

Hiç öyle uzağa falan gitmeye gerek yok. Bakmayın siz, ‘analık-yavruluk’ meselesiyle ilgili açıklamalarının ardından, Erdoğan’a yüklenme fırsatını kaçırmayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “KKTC’yi bağımsız bir devlet olarak görüyoruz. Milletvekillerini halkın seçtiği, bağımsız parlamentosu olan bir devlettir. Demokrasi bilinci çok daha fazla gelişmiştir. Dolayısıyla KKTC’ye saygı göstermek zorundayız. Her şeyi kendi arka bahçesi gören zihniyet, dozu biraz artırdı. Artık bağımsız ülkeleri de arka bahçeleri olarak görüyorlar” dediğine.

Akıncı’nın cumhurbaşkanı seçilmiş olmasının Kıbrıs müzakerelerini nasıl etkileyeceği’ sorulan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Kılıçdaroğlu’ndan tam bir gün önce bakın ne söylüyor:

“Türkiye’nin Kıbrıs’taki duruşu belidir. Sayın Erdoğan’ın başbakanlığının ilk dönemlerinde bu duruştan bir sapma olduysa da, şu anda Türkiye tarihsel çizgisini korumaktadır. Türkiye’nin tarihsel duruşu ortadadır. Bu çerçevede çözüme ulaşacak bir politika yürütür diye düşünüyorum. Büyük devlet adamı Rauf Denktaş’ın ortaya koymuş olduğu tarihsel çizgiye, Kıbrıslı Türklerin sahip çıkması gerekir.”

Yani Kılıçdaroğlu’nun ‘bağımsız’ dediği devletten, Türkiye’nin Kıbrıs’taki duruşunun sözcülüğünü yapması bekleniyor.

CHP’ye göre de Akıncı’nın yürüteceği politikanın, Kıbrıslı Türklerin değil Türkiye’nin duruşu çerçevesinde şekillenmesi gerekiyor.

Denktaş’ın tarihsel çizgisini Annan Planı referandumunda yüzde 65’lik bir oy oranıyla reddeden, Denktaş ekolünden gelen bir isim olan Derviş Eroğlu’na daha sadece birkaç gün önce yüzde 60’lık bir oy oranıyla ‘Hayır’ diyen Kıbrıslı Türklerin nasıl bir çözüm istediğinin, tıpkı Erdoğan gibi, CHP için de pek bir kıymeti yok.

Gün gelir Erdoğan gider, ya sonra?

Kıbrıs sorununun ve Kıbrıslı Türklerin Türkiye ilişkileri boyutu çok uzun zamandır hiç bu kadar görünür olmamıştı Türkiye basınında.

Bu bizim ‘dertlerimizin’, kendi geleceğimize kendimizin karar vermesi, kendi topraklarımızda kendi sözümüzün geçmesi yönündeki taleplerimizin Türkiye kamuoyuna aktarılması adına çok önemli.

Ancak bu ‘görünürlüğümüzün’, Erdoğan’a yönelen ‘öfkeyle’ tahvil edilmesinden endişeliyiz.

Gün gelir Erdoğan gider, AKP gider… Erdoğan’ın, AKP’yle birlikte yarattığı ‘öfke’ de gider. Peki ya sonra?

Kıbrıslı Türklerin görünürlüğü de bu öfkenin sel suyuna katılıp gider mi yine?

* Gazeteci, Yeni Düzen gazetesi yazarı