Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Herkesin borcu daha da artıyor. Kapitalizmin son peygamberleri Visa, Mastercard ya da Amerikan Express karşısında, bütün uğraştığımız günler, ayı kurban etmekle gözden geçirmek, çalıştığımız günler, gelecek ayları da yani hayatımızı bütünüyle önceden yatırmaktan başka bakımımız yoktur. Daha makul olmak, daha çok çalışmak ve en az kredi kartı borcunun ‘asgari kiralamak’ yatırmak için, hayatımızdan, her geçen daha koca bir parça koparıp, bankaların önüne atmak zorundaydık.
Bizden makul olanlardan isyan mı çıkar?
Barselona’nın anarşist-Komünist işçi mahallesi ‘El Poblenou’da ki isyan tohumlarını, Faşist Franco rejimi bir şekilde bastıramıyordu. İşkenceler, cezaevleri, yargısız infazlar, açık ve gizli polis, ne yapılmasın, yine de bir şeyler bu mahallede yeşeriyordu. Hatta apartmanın girişine, bir telefon kulübesi gibi kondurulmuş, ‘Apartman Yöneticisi’ makamında, bütün gün bir ‘Apartman Yöneticisi’ oturuyor, kim apartmana giriyor, kim kimle buluşuyor, birçok tespit ediyordu ama ne fayda sağlıyor. İsyan kapıdan olmasa, bacadan çıkışlara taşınıyor, sokaklarda dolaşıyordu.
Sonra ‘Demokrasi’ geldi. Çoğunluğun mülkiyetinin devlete olduğu bu evleri, içinde oturanlara, işçilere satalım dedi yeniler. Herkesin evinin gücü ne kadardır. İşçilerin hiç parası yoktu ama sorun değil dedi. Onlarda çok vardı ve seve seve kredi veriyorlardı. İyiydiler. Bütün işçiler, dolayısıyla devlete, kamuya yani kendilerine ait evleri satın almak için borçlandı. Yani aslında fiili olarak, evlerin mülkiyeti değişmeye başladı. İşçiler 10 yıl, 20 yıl borçlandılar. El Poblenou’da isyan filan kalmadı!