Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Bizde siyasi partiler siyasi partiden çok ‘şirkete’ benziyor… (Tabii bu başka yerlerdekilerin matah olduğu anlamına gelmez…) Varlık nedenleri de politikacıların kendilerini ve çevrelerini zenginleştirmek, bu amaçla da bütçeyi, hazineyi, ortak yaşamın timsali ve vazgeçilmezi olan müşterekleri yağmalamak, yağmalatmaktır… 22 yıllık iktidarında Politik İslamcı (İhvancı) AKP bütün rekorları kırmış görünüyor… Bu gidişle yağmalanmamış talan edilmemiş, metalaştırılmamış, özelleştirilmemiş, kâr aracına dönüştürülmemiş, soysuzlaşmamış hiçbir şey kalmayacak… Siyasi partiler sermayenin sömürüsünün, yağma ve talanının önünü açarken, kendilerini de nemalandırıyorlar… Futbolcu transferi gibi milletvekili transferi yapılabiliyor… İlke ve etiğe külliyen yabancılaşmış örgütler… Elbette istisnalar var, her zaman vardır ama ‘istisnalar kuralı doğrulamak içindir’ denmiştir…
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmezleri sayılıyorlar ama işleyişlerinde demokrasinin kırıntısı bile yok… Kendisi demokratik işleyişe sahip olmayan bir örgüt, nasıl oluyor da demokrasinin aracı ve vazgeçilmezi sayılabiliyor?
Yurttaş, içinde yaşadığı, ait olduğu toplumun, kentin sorunlarıyla ilgileniyorsa, bir şekilde alınan kararlara katılabiliyorsa, toplumun yapısı, kurumları, örgütlenme tarzı ve işleyişi sorgulanabiliyorsa, sorgulamaya açıksa, politik ve sosyal kurumların yapısı ve işleyişi de dahil olmak üzere, yasalar ve yönetmelikler değiştirilebiliyorsa, toplumu oluşturan yurttaşlar toplumsal/politik sürece gerekli olduğu her zaman ve her durumda müdahale edebiliyorsa
(itiraz, eleştiri, tartışma, öneri, karar sürecine katılma), başka türlü söylersek, toplum kendi hakkında düşünebilir ve gereğini yapabilir durumdaysa, orada politika yapmanın bir anlamı, değeri, velhasıl bir kıymet-i harbiyesi var demektir…
Demokrasiden söz edebilmenin ikinci koşulu da politika yapmanın herkesin şeyi olmasını, herkes tarafından içselleştirilmesini, sahiplenilmesini varsayar… Siyaset asla “profesyonellerin” işi olmamalıdır…