Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
TV kanallarında tarikat övgüsü artık tam olarak zamanın ruhuna uygun senaryolarla yapılıyor. Tarihe bugüne ve geleceğe çarpık bir bakışın ürünü olan bu senaryolarla, “çağdaş muhafazakâr” ya da “otoriter demokrasi” gibi oksimoron yaklaşımların propagandası yapılıyor. İzlerken yetenekli sanatçıların nasıl da canla başla karakterleri canlandırmaya çalıştıklarını görünce üzülüyor insan.
Oysa son zamanların moda dizileri, “bakın işte hepsi de sizin bildiğiniz gibi değil, bakın ne kadar okumaktan, kadınların özgürlüğünden yanadırlar görmüyor musunuz?” sinsiliğiyle zamanın ruhunu yansıtıyorlar. Şeriat pervasızlığı siyasi bir ideoloji olarak muhafazakârlıktan güç alır. Neredeyse yarım yüzyıldır şeriat hukukuyla yönetilen bir ülke olma hedefinden hiç sapmadan ilerleyen, son yirmi yılda akılsız bir laiklik zemininde güçlenen muhafazakârlık, artık otoriter demokrasiden bir adım ötesine geçmeye çalışıyor.
Tamam son zamanlarda çok dilime doladım, belki de bıktırdım okurları; ama zamanın ruhunu, II. Dünya Savaşı’nın vahşeti içinden bugünlere uzanan ruh çağırma seanslarına benzetiyorum. En son üst düzeyde çağrılan ruh, derinlerden gelen bir sesle “egemen kimdir?” sorusuna “Siyasi İlahiyat”ın ilk cümlesinde açık ve net bir yanıt verdi: “Egemen olağanüstü hale karar verendir.” Burada artık bir “karar”dan değil yeni bir “hukuktan” söz edilmektedir. Zamanın ruhuna boyun eğersek karşılaşacağımız soru ve muhtemel yanıt böyle olacaktır.