Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Bebekler kısıtlanmaya direniyorlar. Sanırım özgürlük, insanın en temel gereksinimlerinden biri.
Özgürlük fikri, insana hareket alanı açarken, aynı zamanda bu alanı sınırlar. Her bireyin özgürlüğü, diğerinin özgürlük sınırına kadar; bu anlamda özgürlük aynı zamanda bir sınırla(n)madır. Özgürlüğün sınırlayıcı doğası, zenginlerin ve olanaklara sahip bireylerin de özgürlüklerinin kısıtlanabileceğini ima eder/umudunu doğurur. Böylece, özgürlük alanları bir eşitlik duygusu da yaratabilir. Özgürlük alanları eşitliğin olabileceği alanlar olabilir.
Demokrasiler de halka özgürlük vaat eder ve seçimler bu özgürlüğü meşrulaştırma araçlarıdır. Diktatörlükler bile seçim tiyatrosuna başvurur, çünkü seçmenin özgür iradesiyle seçtiği algısı, iktidarı meşrulaştırır. Demokrasi istediğini seçme hakkıyla özgürlük vaat eder. Aynı zamanda herkesin bir oyu var. Bu zenginle yoksulu, kadınla erkeği, kentliyle köylüyü eşitler.
Yani demokrasi eşitlik ve özgürlük sunar gibi. Gibi çünkü bu özgür irade çoğu zaman manipüle edilir. Y. Demirören’in de benim de bir oyum var eşitiz. O da ben de istediğimi seçebiliriz. Teorik olarak bu kulağa hoş gelir ama gerçeklik çok farklı.
Gücü elinde tutanlar aynı zamanda anlatmaya çalıştığım manipüle mekanizmalarına da sahipler. Ayrıca güçlü olanların yalan söyleme ve bu yalanı halka ulaştırma imkanları var. En önemlisi de yalanlara inandırma tekniklerini yaygın bir şekilde kullanabiliyorlar.
Yani en inanılmaz yalana bile inandırma imanları var. İktidarın, Türkiye’nin dünya üzerinde büyük bir korku yarattığına ve Erdoğan’ın “kabadayılığıyla” diğer ülkeleri korkuttuğuna dair bir anlatı sunuluyor; Avrupa’da insanların açlıktan öldüğüne dair yanlış inançlar yayılıyor.
Bu şekilde manipüle edilen halk, “özgür iradesiyle” oy verir hale geliyor. Seçimler yoluyla elinde bir güç olduğunu sanır halk… İşte birkaç yılda bir eline geçirdiğini sandığı bu güç aslında halkı iktidardan uzak da tutar. Yani birçok yerde politika konuşan insanlar sadece politika konuşurlar ve kendilerini politikanın içinde sayarlar.