Mustafa Karaalioğlu: Suriye'de ne olup bittiği belli değilken bile aynı ses yükselmeye başlamıştı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Esad rejiminin beklenmedik düşüşünün ardından yeni döneme dair farklı fikirler var ama bütün Türkiye bir konuda mutabık. Sağcısı solcusu, muhafazakarı laiki, milliyetçisi ulusalcısı Suriyeli göçmenlerin bir an önce ülkelerine dönmesi konusunda aynı fikre sahip. AK Partili de CHP’li de MHP’li de DEM’li de aynı şeyi söylüyor. Hemen, şimdi gecikmeden gitsinler rüzgarı esiyor. Muhalifler Halep’i zaptedip daha Şam’a ulaşmadan, Suriye’de ne olup bittiği belli değilken bile aynı ses yükselmeye başlamıştı: Suriyeliler gitsin…

Sadece sokaktaki insan değil, cumhurbaşkanından başlayarak bakanlara kadar, oradan muhalefet liderlerine; sağdan soldan bütün siyasetçiler de sabırsızlıkla aynı sesi verdi. Televizyonlar, sınır kapılarından canlı yayına başladı. Bugüne kadar kendilerine tek bir kez mikrofon tutulmayan göçmenler de sokakta çevrilip aynı soruya “Ne zaman gidiyorsunuz?” sorusuna muhatap oldu. Suriye’de yeni dönemin bizdeki bir numaralı anlamı ve sonucu “Nihayet göçmenlerden kurtuluyoruz” cümlesi oldu.

Evet “kurtuluyoruz!” veya bir vadede “kurtulacağız!..” Ama ne bu acele? Bu kadar zaman misafir ettiğimiz insanları aslında hiç istemediğimizi, onlardan hoşlanmadığımızı, bize yük olduklarını göstermekten çekinmediğimiz de olmuştu ama yine de onlar burada güvendeydi.

Esad’ın gidişinden sonra henüz nereye oturacağı, nasıl şekilleneceği belli olmayan bir ortama göndermek için bu acele niye? Ev sahipliğimiz böyle mi bizim?

Zaten gidecekler, gitmek istiyorlar… 1 milyona yakın insanını katleden, masum insanlara hapishanelerde olmadık işkenceler yapan, mallarını gasp eden kanlı bir rejimden kaçmışlardı. Canlarını kurtarmak için gelmişlerdi, can emniyeti sağlandığında da gideceklerdi zaten. Bir dakika durmaya niyetleri de yok.

Madem bir insanlık yaptık, hiç olmazsa onları insanca ve dostça gönderelim.

Mustafa Karaalioğlu’nun yazısı