Türkiye'nin pestisit sınavı: Asıl sorun dışarıda değil içerde

Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi (RASFF), hemen her gün Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen tarım ürünlerinde pestisit bulunduğunu açıklıyor. Rastlanan ilaç kalıntı oranıysa olması gereken limitin nerdeyse 30-40 katı. Eski Ziraat Mühendisleri Odası başkanı Özden Güngör, tarımdaki politikasızlığı ve denetimsizliği Diken’e anlattı.

Fotoğraf: Canva

Tarımda kullanılan böcek, yabancı ot veya mantar öldürücü kimyasallara pestisit deniyor. Bu tip ilaçların toprakta, suda ve gıdalarda kalan kalıntılarıysa ‘pestisit kalıntısı’ olarak adlandırılıyor.

Pestisitler, kanser, dermatit, endokrin, üreme ve nörodavranışsal bozukluklar, astım gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.

Avrupa Komisyonu’nun gıdayla ilgili bildirim yaptığı veri tabanı RASFF, geçen hafta narlarda iki çeşit pestisit bulunduğunu açıklamıştı.

Bir üründe iki çeşit pestisitin bulunması ‘pestisit kokteyli’ olarak tanımlanıyor.

İspanya’ysa Türkiye’den gönderilen kuru incirlerde izin verilen limitin 48,75 katı ‘Okratoksin A’ maddesi, yani mikotoksin tespit etmişti. Romanya’daki analizlerde de Türkiye menşeili domateslerde izin verilen limitten 34 kat daha fazla pestisit bulmuştu.

Limon, incir, domates vb. diye bu liste uzarken yerli tüketiciyse endişeli. Her gün gıdada sahtecilik haberlerinin yapıldığı Türkiye’de pestisit sorunu hem gıda güvenliğini tehlikeye atıyor hem de tüketici güvenini sarsıyor.

Peki denetimsizlik nereden başlıyor, neden bu kadar çok ilaç kullanılıyor, Avrupa’nın tespit ettiği kalıntıları Türkiye nasıl tespit edemiyor ve en önemlisi geri gönderilen ürünlere ne oluyor?

Eski Ziraat Mühendisleri Odası genel başkanı Özden Güngör, ülkedeki pestisit ve denetim sorununu bütün detaylarıyla Diken’e anlattı.

Türkiye’de tarım ilacı satan bayi sayısı 7798’ken Avrupa’da bu sayı 200 ila 300

Güngör, Türkiye’deki tarım uygulamalarının daha net anlaşılması için şu verileri paylaştı:

  • Ülkemizde ticari olarak yetiştirilen 165 tane bitki çeşidi var. Kısaca marul, patates, soğan, domates gibi 165 tane tarım ürünü yetiştiriliyor.
  • Türkiye’de tarımda mücadele edilen 668 tane zararlı var. Hastalık, zararlı ve yabancı ot var.
  • Üretici bunlarla mücadele etmediğinde verim ve kalite düşer, ürününü satamaz.
  • Dünyada kullanılan 3 milyon tonluk ilacın parasal değeri 63 milyar dolar. Türkiye’deyse kullanılan ilaç miktarı 80 bin tonken bunun mali tutarı 650 milyon dolar.
  • Türkiye’deki tarım ilacı bayi sayısı da 7 bin 798. Bu sayı çok fazla. Örneğin Avrupa’da toplam bayi sayısı 200 ila 300.

Ziraat mühendisleri dışında bu alanda uzmanlığı olmayan orman mühendisi, kimya mühendisi ve eczacılık gibi mesleklere mensup herkesin tarım ilaçları satan bir bayi açabildiğini söyleyen Güngör, Ankara’da tanıdığı bir eczacının hem tıbbi hem tarım ilacı sattığını belirtiyor.

Ancak Güngör’e göre tarım ilacı satan bir kişinin üreticiye yardımcı olabilmesi, hastalıklara uygun ilacı ve doğru dozu önerebilmesi için ziraat mühendisliği formasyonuna sahip olması şart.

Türkiye’de pestisit kullanımı ve ilaçta doz aşımı

Güngör, Türkiye’de pestisit kullanımında doz ve süre konusunda hatalar yapıldığını bunun da üründe kalıntıya neden olduğunu şöyle açıklıyor:

“İlaçlamayla hasat arasında bir süre beklenmesi gerekir. Her ilacın üzerinde bu süre yazar. Diyelim ki ilaçlama ile hasat arasında yedi gün beklenmesi öneriliyor. Üretici, buna göre ilaçlamayı yaptıktan yedi gün sonra bu ürünleri piyasaya sürmeli.

Seralardaysa haftada bir, on günde bir ilaçlama yapılıyor. Serada ilaç atıldıktan iki-üç gün sonra domates ve salatalık toplanıyor. Böylece üründe kalıntı kalıyor. O nedenle domates, patlıcan, salatalık ve biberler çok riskli ürünler.”

Fotoğraf: AA

İlaçlanan zararlıların artık direnç kazandığına ve ilaç dozunun sürekli artırıldığına dikkat çeken Güngör, şu örnekleri veriyor:

“Mısır’da ‘sap kurdu’, ‘koçan kurdu’ diye bilinen bir zararlı var. Bununla mücadele etmek için bir dekara 25 gram atılması lazım. Fakat ilaç atıla atıla zararlı direnç kazanmış. 25 gram artık öldürmüyor. Bunu ziraat mühendisi, bayi ve çiftçi biliyor. Dolayısıyla 25 yerine bu sefer 100 ila 150 gram ilaç kullanılıyor.

‘Acetamiprid’ de pamuktaki zararlıları öldüren aktif bir madde. Türkiye’de ve dünyada en çok kullanılan ilaçlardan biri. Bunun dozu dekara 25 cc veya 25 gramdır. Ama şu an bir dekara 150-200 cc atılıyor. Üretici sonuç almak için bu oranda ilaç kullanıyor, böyle olunca da kalıntı oluyor.”

Avrupa’dan geri dönen ürünler

İhracat yapılan Avrupa ülkelerindeki ürün test süreci hakkında Özden Güngör “Ürünlerin ihraç edildiği ülkelerde ilaç kalıntı ve böcek analizi yapılır. Böcek varsa ülkeler ürünü almaz. İkinci aşamadaysa laboratuvarda kalıntı analizi yapılır ve olması gereken limitin üzerindeyse bu ürünler iade edilir” dedi.

Fotoğraf: Canva

Eski başkana göre geri gönderilen ürünlerin imha edilip edilmediği şüpheli:

“Avrupa’ya ihraç edilen fıstıkta, incirde görülen madde ‘aflatoksin’. Bu madde, insanı zehirleyip öldürebilir.

Eğer aflatoksin tespit edilmişse bu incirlerin, fıstıkların imha edilmesi lazım. Ancak ben 40-50 yıllık meslek hayatımda daha önce hiç imha edildiğine rastlamadım. Bakanlık imha ettiğini söylüyor ama ben bilemiyorum, fotoğraflarla imha edildiğinin kanıtlanması gerekir.

Bu tip durumlarda bu mallar Irak, İran, Suriye ve Suudi Arabistan gibi ülkelere misal 10 yerine 7 dolara satılıyor.”

‘Tarım politikasının adı var kendisi yok’

Güngör, sorunun denetimsizlik olduğunu ve bakanlığının ciddi bir denetim yapması gerektiğini savunuyor. Tarım ürünleriyle ünlü Adana ve Antalya gibi illerde denetimin iki ya da üç ziraat mühendisi tarafından yapıldığını belirtiyor ve önerilerini sıralıyor:

*Biz bütün ürünlerimizi dışarıya ihraç etmiyoruz yüzde 80-90’nını iç pazarda tüketiyoruz. Bizim için en büyük tehlike dışarısı değil içerisi.

*Türkiye’de üretimin yapıldığı yerlerde bir kooperatif ve o kooperatife ait bir laboratuvarın olması lazım. Mal direkt hâle getiriliyor, halde laboratuvar var mı? Belki bir iki tane, örneğin İzmir’de var.

*Çiftçinin ürettiği domates, marul, salatalık ve biber gibi ürünlerin hâlde laboratuvarda incelenmesi ve pestisit limitinin altında olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Orada bir problem çıkmazsa marketlere ve manavlara dağıtılabilir.

*Türkiye’de 650 bin gıda işletmesini bakanlık 7 bin 500 personelle denetliyor (bu sayıya masabaşı çalışanlar da dahil). Yetişemiyorlar denetimlere hatta bazen aynı yer iki kez teftiş ediliyor.

*Bakanlığın konunun uzmanı mühendisleri işe alması lazım.

Pestisitlerin etkisinin yıllar içinde görüleceğini belirten Güngör, son olarak şöyle konuştu:

“Türkiye’de tarım politikası var mı? Adı var, kendisi yok. Zaten bakanımız da ziraat mühendisi değil. Bari alt kademedeki uzmanlar liyakate uygun seçilsin. Kısaca bunun böyle olmaması gerekiyor.”

Türkiye’den ithal edilen kuru incirlerde zehirli madde: Güvenli limitin sekiz katı

Bakanlık pestisit kontrolünde iddialı: Gıdalar yüzde 100 denetleniyormuş

Türkiye’den ithal edilen narda ‘pestisit kokteyli’: Güvenli limitin 12 katı

Türkiye’den ithal edilen kuru incirlerde zehirli madde çıktı: Güvenli limitin 49 katı

Türkiye’den ithal edilen domateslerde pestisit çıktı: İzin verilen limitin 34 katı

Türkiye’den Avrupa’ya giden kuru incirlerde ‘zehirli ve kanserojen’ madde

Türkiye’den Avrupa’ya giden limonlar ‘riskli’ denilerek geri gönderildi