MESUDE DEMİR
Türkiye’de yaşayan yabancı kökenliler HIV tedavisine ulaşamıyor. Oysa tedavi edilmeyen her birey, HIV bulaşı ve epideminin kontrolü açısından toplum sağlığını da olumsuz yönde etkileyebilir.

HIV Enfeksiyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, kayıtsız yabancıların ülkemizdeki gerçek sayısının bilinmemesi ve bu nüfus grubunun tanı ve tedavi hizmetlerine erişimindeki yasal engellerin, sorunun ne kadar büyük olduğunu gösterdiğini söyledi.
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 1985’den bugüne kadar 45 binin üzerinde kişiye HIV tanısı konuldu. Vakaların yaklaşık yüzde 16.1’sı yabancı uyruklu. Vakalar en fazla 25-29 ve 30-34 yaş grubunda.
Türkiye, sağlık hizmetlerine ve tedaviye erişimde, dünya genelinde ön sıralarda yer alıyor. Vatandaşlar HIV tedavisine tamamen ücretsiz ulaşabiliyor. Ancak Türkiye’de yaşayan yabancı kökenliler HIV tedavisine erişimde engellerle karşılaşıyor.
Türkiye’de ikamet izni olanlar, geri ödeme sistemi aracılığıyla sağlık hizmetlerine erişebiliyor. Bireysel ya da kurumsal olarak prim ödemek şartıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıt olduktan sonra eğer kişi HIV tanısı alırsa, kurum tedavisini geri ödeme kapsamında ücretsiz olarak sağlıyor. Ancak bu durumun tam tersinde, yani kişi sosyal güvenlik sistemine dahil olmadan önce HIV tanısı almışsa, SGK tedavisini karşılamıyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi de olan Tabak, “Ülkemizde yasa dışı bulunan, kayıt dışı çalışan ya da koruma statüsündeki yabancıların HIV tedavisine ücretsiz ulaşmaları neredeyse imkansız” dedi.
İki ayda bir yapılacak enjeksiyon tedavisi de yolda

İlk yıllarda hastalar bir avuç dolusu ilaç kullanırken, (yan etkileri çok ve kullanımı zordu) günümüzde günde tek veya iki tabletle tedavi mümkün. Ayrıca yeni ilaçların yan etkisi oldukça az ve kullanımı da basit. HIV enfeksiyonunun ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik ve yönetilebilir olduğunu belirten Tabak, şunları söyledi: “Erken tanı ve ömür boyu tedaviyle birlikte, HIV ile yaşayanlarda beklenen yaşam süresi, enfekte olmayan yaşıtlarıyla benzer. Ayrıca son yıllarda tedavileri basitleştirme yönünde çalışmalar da devam ediyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinde uygulanan, ülkemizde de ruhsat çalışmaları devam eden bir tedavi yönteminde hastalar sadece iki ayda bir uygulanan enjeksiyon tedavisiyle takip ediliyor.”
Eğer kişi tedavisini ömür boyu uyumlu bir şekilde devam ettirirse kaliteli bir yaşam sürebiliyor, evlenebiliyor ve doğal yollarla çocuk sahibi olabilir. Tabak, “HIV’den korunmak da mümkün, HIV ile yaşamak da” dedi.
Damgalanma korkusu testten alıkoyuyor
HIV bulaşması konusunda riskli davranışlarda bulunan bireylerin erken dönemde test yaptırarak hastalık fazla ilerlemeden tedaviye başlayabilmesi oldukça önemli.
Risk taşıyan bireylerin toplumdan dışlanma korkusuyla test yaptırmaktan kaçınması, hastalıkla mücadelede aksaklıklara neden oluyor.
Tedaviye ulaşmak hastalığın yayılımı açısından son derece önemli. Çünkü tedaviler alındığı sürece kanda dolaşan virüs sayısı saptanamaz düzeye iniyor. Dolayısıyla virüsün başkalarına bulaşma riski de ortadan kalkıyor.
Virüs değil, ayrımcılık öldürür
Ama önce virüsün bulaşıp bulaşmadığının bilinmesi gerekiyor. Bu da testlerle mümkün. HIV pozitif bireylerin tanılarını başkalarıyla paylaştıklarındaki damgalanma ve ayrımcılık (stigma) halen ülkemizde ve tüm dünyada önemli bir sorun. Bu korku HIV testi yaptırmaktan alıkoyuyor. Test yaptırıp pozitif çıktıklarında da durumlarını başkalarına açıklamaktan ve tedaviye ulaşmaktan çekiniyorlar.
Tabak, günümüzde HIV enfeksiyonunun değil, ayrımcılık ve damgalamanın öldürür hale geldiğini söyledi: “Oysa belirlenemeyen=Bulaştırmayan (B=B) diye tanımlanan bilimsel gerçek, HIV alanındaki en güncel kavramlardan biri. Güçlü̈ bilimsel araştırmalar, düzenli tedavi alan ve virolojik baskılanmış (kanda HIV konsantrasyonu belirlenemeyecek düzeyde olan) kişilerin cinsel yolla HIV’i bulaştırmadığını gösteriyor.”
Yalancı iyilik hali aldatıyor
Türkiye’de resmi rakamların çok üzerinde HIV’le enfekte birey olduğu tahmin ediliyor. Son yıllarda yeni tanı sayısının giderek arttığı ülkelerden biriyiz. Her yıl ortalama 5 bin-6 bin birey HIV enfeksiyonu tanısı alıyor.
Ülkemizde gittikçe artan HIV ile yaşayan birey sayısındaki artıştan cinsel ilişkilerde koruma (kondom, temas öncesi profilaksi) önlemlerinin ihmal edilmesi, tedavi başarısının getirdiği yalancı güven hissi, hastalığının farkında olmayanların hastalığı bulaştırmaya devam etmesi ve güvenli cinsel eğitimlerin gerektiği kadar verilmemesi sorumlu tutuluyor.
Her çeşit seksle bulaşabilir, prezervatif koruyor
Toplumda hastalığın bulaşma yollarıyla ilgili bilincin artması, hastalıkla mücadelede çok önemli. HIV, özellikle cinsel yolla bulaşıyor. Vajinal seks, kadınlarla veya erkeklerle yapılan anal ve oral seks ana bulaşma yolları. Tabak, “HIV bulaştırma riskinin büyük oranda prezervatif kullanarak azaldığı akıldan çıkarılmamalı” dedi.
Kan (adet kanı dahil) ve kan ürünleri, semen ve seminal sıvı, vajinal salgılar, anne sütü, aynı enjektörün paylaşılması (özellikle damar içi madde kullananlarda), dövme ve piercing, kazayla enjektör iğnesinin ele batması (HIV pozitif kişinin), kan nakli, anneden bebeğe (doğum öncesi, doğum sırasında, doğum sonrası dönemde) ve organ nakli (organ verici HIV pozitif ise) sıklıkla karşılaşılan diğer bulaşma yolları.
Tükürük, gözyaşı, ter, dışkı veya idrar, sarılma, öpüşme, masaj, el sıkışmak, böcek-sivrisinek ısırıkları, HIV pozitif olan biriyle aynı evde yaşamak, HIV pozitif olan biriyle aynı duş veya tuvaleti paylaşmakla ise hastalık bulaşmaz.