CAN BURSALI
acanbursali@gmail.com / @CanBursali
Soma’da 301 işçinin hayatını kaybetmesine neden olan maden katliamı, çok sayıda insanı derinden etkiledi.
Ölen madencilerin yakınları, madenden sağ çıkanlar, arama kurtarma ekipleri ve Soma halkının katliamdan sonra geliştirdiği tepkileri ve 11 ayı aşkın sürede yaşananları Afetler ve Psikososyal Hizmetler Soma Koordinatörü Psikolog Çiğdem Yumbul’la konuştuk.
Yumbul, katliamdan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen insanları ‘acı yoldaşı‘ olarak nitelerken, yaşanan travmanın aile içi ilişkilerde bozulmalara ve aile içi şiddetin artmasına yol açtığını söyledi.

Madendeki katliamın ardından uzun zamandır burada ailelere psikososyal destek çalışması yapıyorsunuz. Genel bir çerçeve çizebiliyor musunuz?
İnsanlar ne yaşadıklarının oldukça farkında. 13 Mayıs’tan bu yana 11 ayı aşkın süre geçti. Herkesin yaşadığı birbirinden çok farklı. Mesela kayıp yakınları var. Aynı zamanda arama kurtarma çalışmalarına katılmış kişiler var. Ayrıca kurtulmuş 487 madenci var. Bu 487 madenciden arama kurtarma faaliyeti için içeriye tekrar girenler var.
Üst üste geçmiş bir sürü acı var. Bazıları sağ kurtulmuş onun travmasını yaşıyor, aynı zamanda da vardiya arkadaşlarını kaybetmenin acısı üstlerine binmiş. Kayıp yakınları bir yas sürecinin içine girdiler. Bazıları acılarını yaşayabildi, bazıları ise tam olarak yaşayamadı. İnsanların bu yas sürecinden sonra normal hayatlarına adım atabilmeleri de gerekiyor. Ama tabii facianın yaşanış şekli de çok acı.
‘Soma’da acı ve öfke hakim’
Herkes yakınlarını bir şekilde kaybediyor ama burada bir toplu ölüm söz konusu. Bu durum hayatını kaybeden madenci yakınlarında farklı tepkiler oluşturdu mu?
Böyle ani bir kayıp olduğu zaman travmanın yaşanma ve anlamlandırılma şekli çok farklı. Doğal afette böyle bir kayıp olduğu zaman insanlar durumu tanrıya atfedebiliyor. Yani böyle bir olay yaşandığı zaman kişiler travmayı anlamlandırmak isterler. Ancak onu yaptıktan sonra iyileşebiliyorlar. Ama bunu anlamlandıramadıkları zaman, yaşadıkları kayıbın acısı daha da artar.
İnsanların burada anlamlandıramadıkları bir süreç var. Kimisi kader diye adlandırıyor, kimisi ihmaller vardı o yüzden oldu diyor. Nasıl anlamlandırdıkları önemli aslına bakarsanız.
‘Acı, insanları birlikte tutuyor’
Madenci yakınlarının birlikte zaman geçirmesi yaşadıklarını atlatmalarına yardımcı oluyor mu?
Toplumsal travmanın böyle bir kötü tarafı var çünkü nereye baksanız acı görüyorsunuz. Yaşanan bir doğal afet olmadığı için etrafa baktığınız zaman herşey yerli yerinde görünüyor. Her şey devam ediyor gibi. Ama işte, acı, öfke, adı her neyse o his hakim aslında Soma’ya. Toplumsal travmalarda iyileşmelerde toplumsal şekilde oluyor. Bu acıyı yaşayan kişiler bir araya geldiklerinde birbirlerini iyileştirmeleri daha kolay oluyor.
Mesela Kırkağaç’ta eşlerini kaybeden kadınlarla bir çalışma yapmıştık. Kadınların genel tavrı ‘Beni ancak bu acıyı yaşayan anlar‘ şeklindeydi. Burada insanları birlikte tutan tek bir şey ver o da acı. İstemeden de olsa birlikte bir yola çıktı insanlar. Acı yoldaşı oldular yani.
Bu durum iyileşme sürecini hızlandıran bir şey çünkü insanlar sosyalleşmeye de başladı. Facia Soma’da oldu ancak sadece Soma’daki insanlar etkilenmedi. Kayıpların yakınları ve madenden sağ çıkanlar, 17 il 34 ilçeye dağılmış durumda. Yani 11 bin kişiye yakın etkilenen insan sayısı var kayıpların yakınları, sağ kurtulan ve yakınları arama kurtarmaya katılan maden işçileri ve ekipler gibi gruplardan oluşan.
‘Kendimi onların yerine koyduğumda; bu kadar şeyle baş edemeyebilirdim’
Etkileşime kendini kapatan, kendini tüm süreçten soyutlayan madenci yakınları var mı?
İnsanlar farklı şekillerde tepki verebiliyor. Kimisi ağlayarak, bağırarak kimisi de içe kapanarak, acısını göstermemeye çalışarak, anımsamayarak. Böyle kişilerde izolasyon, depresyonun getirdiği semptomlardan biri. Kişiye destek olabilecek aile, akraba, arkadaş gibi kişilerin desteği olmayınca bu travma ve acıdan iyileşme süreçleri ve bu acıya başa çıkabilme süreci zarar görüyor. Bu nedenle birlikte olmaları, acılarını paylaşmaları ve birbirlerine destek olmaları çok önemli.
Kaç kişiye ulaşabildiniz burada geçirdiğiniz sürede?
İki merkezimiz var, biri Soma’da biri Dursunbey’de. Toplamda 130 köy, 800’den fazla evi ziyaret ettik. Grup çalışmaları ve bireysel görüşmelerimizi de içine kattığımızda faciadan etkilenen yaklaşık 4 bin 500 kişiye ulaşabildik.
Soma’nın yerlisi olmakla birlikte madenle ve madencilikle ilişkisi olmayan insanların ruh hali nasıl?
Madende yakının kaybetmiş veya arama kurtarma çalışmalarına katılmış kişiler kadar ağır semptomlar görmüyoruz ama buradaki insanlar okul arkadaşını mahalle arkadaşını kaybetti. Toplumsal facia dediğimiz şey tam olarak böyle bir şey. Bireyleri değil bütün toplumu etkiliyor. Soma zaten madenci şehri. Herkes dolaylı ya da doğrudan etkilendi.
‘Faciadan sonra aile ilişkilerinde bozulmalar görüyoruz’
İnsanlar yaşadıklarının etkisiyle farklı farklı yollarla hislerini dışa vuruyor. Sizin en çok gözlemlediğiniz dışa vurum ne?
Öfke. Faciadan sonra aile ilişkilerinde bozulmalar görüyoruz. Aile içi şiddet artmaya başladı. Babadan anneye, anneden çocuğa şeklinde. Bunun dışında derin bir keder, çaresizliklik ve özlem hakim. Beni en çok etkileyende, bunca yaşanandan sonra insanların bu kadar dirayetli durabilmesi. Kendimi onların yerine koyduğumda bu kadar şeyle baş edemeyebilirdim. Bu insanlar yaşadıkları bu ağır travmayla ve acılarıyla bir şekilde baş etmeyi öğreniyorlar. Bu çok etkileyici bence.
‘Adaletin sağlanması insanların dünyaya olan güvenini yeniden sağlayabilir’
Nasıl başarıyorlar sizce bunu?
En büyük etken sosyal destek ve geleceğe dair tutunabilecekleri bir şeyi bulmaları. Eşini kaybeden kadınlar, çocukları sayesinde ayakta mesela. Eşinden kalan bir miras gibi görüyorlar çocuklarını. Bunun dışında aldıkları psikolojik destek de iyileşme süreçlerine yardımcı oluyor. Ve adalet arayışları da onlar için önemli. Bir kapanış olarak görüyorlar adalet arayışlarını.
Travmayı anlamlandıramıyorlar ve öfkelerini bir şekilde çıkarmaları gerekiyor. Hukukun sağlanarak ‘Benim başıma bir şey gelirse adalet yerini bulur‘ hissini yaşamak istiyorlar.
İnanıyorlar mı adaletin sağlanacağına?
Bu çok göreceli bir şey. Kimisi umutsuzluğa kapılıyor, kimisi daha inançlı, daha doğrusu inanmak istiyor. Eğer inançları olmasaydı bu yola çıkacaklarını düşünmüyorum ben. Böyle bir faciadan sonra adaletin sağlanması onların dünyaya olan güvenini yeniden sağlanmasında, acıların bir nebze de olsa azaltılmasında oldukça önemli çünkü artık onlar için sadece maden, devlet değil, dünya da güvenilir bir yer değil.
‘Öfkelerini kişiselleştirmemişler’
Tepkilerini yoğunlaştırdıkları bir kişi ya da kurum var mı?
Yakınlarını kaybetmelerine, bu facianın yaşanmasına sebebiyet veren, önlem almayan her kişi ve kuruma… Başta yargılanan kişiler, Soma AŞ, orada çalışan ve faciayı öngörüp önleyebilecek ama yapmayan, çalışma koşullarının tehlikesinin farkında olup gerekli önlemleri almayan herkesin bu facianın yaşanmasına ortak olduğunu düşünüyorlar.
Bunun dışında devlete, ilgili bakanlıklara, maden sendikalarına da öfkeliler. Kısacası bu kayıplara neden olan herkesten hesap sormak ve adaletin tecelli ettiğini, bu kişilerin cezalandırıldığını görmek istiyorlar.
Burada geçirdiğiniz sürede sizi şahsi olarak en çok ne etkiledi?
Başta da söylemiştim dirayetli durmalarından çok etkilendiğimi. Ama beni en çok zorlayan şey, yaşanan acının karşısında sadece eşlik edip durma hali. Çocuğunu kaybetmiş ve ağlayan bir annenin babanın karşısında öncelikle size düşen onların acılarına eşlik etmek. Daha sonra hayata tutunabilecekleri bir kaynak bulmalarına yardımcı olabilmek ve yaşadıkları bu oldukça yoğun acı ve öfkeyle baş edebilmelerine destek olmak.