MERT YILDIZ
mertyldz@gmail.com / @my2048
Merkez Bankası bugün faizlerin inmesini bekleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve milli futbolcumuz Arda Turan’ı üzdü. Banka, politika faizini yüzde 7.5’ta sabit bıraktı.
Bir ülke düşünün ki özel sektöründen kamusuna, silahlı kuvvetlerinden bankasına kadar her şey bir adamın iki dudağının arasında. Her kurumun başında kendi yerleştirdiği adamlar var. İsteklerini yerine getirmezlerse anında kovuluyorlar.
Bir tek kurum hariç: Merkez Bankası. O adam, ‘Faizi indir’ diyor ama Merkez Bankası oralı olmuyor.
Bu cesaretin çok basit bir açıklaması var: korku. Erdoğan ve AKP, Merkez Bankası’ndan korkuyor. Çünkü istikrarsızlıktan korkuyorlar. Seçimlerde yine istikrara oynayacakları için Merkez Bankası’nı faiz indirimlerine zorlayıp finansal istikrarı yitirmekten korkuyorlar. O yüzden şimdilik karışmıyorlar.
Şu faiz dediğiniz şey…
Peki Merkez Bankası hakikaten faizleri neden indirmiyor? İki açıklaması olabilir.
Birinci açıklama: Çünkü Merkez Bankası’nda çalışan 2 bin 500 paralel faiz lobicisi yüksek faizlerden rant sağlamaya çalışıyor. Bu açıklamayı kabul ederseniz okumaya devam etmenize gerek yok.
İkinci açıklama biraz daha karmaşık: Çünkü faizi indirdiniz diye faiz inecek demek değil. Bu açıklamayı anlamak için önce faizi daha yakından tanımak sonra da ‘parasal aktarım mekanizması’ gibi dev tamlamalarla yüzleşmek gerekiyor.
Belki bu yüzden birçok insan ilk açıklamayı kabul ediyor çünkü anlaması kolay. Ama aslında ikinci açıklama da çok basit. Sadece biraz daha uzun. Gelin anlamaya çalışalım.
Merkez Bankası ne yapar?
Kurumsal kimliği sizi yanıltmasın, Merkez Bankası dediğiniz de en nihayetinde bir banka. Diğer tüm bankalar gibi Merkez Bankası da müşterilerinden (Hazine ve bankalar) mevduat topluyor ve müşterilerine kredi veriyor.
Merkez Bankası’nın diğer bankalardan iki farkı var. Birincisi, kredi ve mevduat işlemleri çok kısa vadelerde (gecelik veya haftalık). İkincisi, tüm bankaların para sayma, Merkez Bankası’nın para basma makinesi var.
Merkez Bankası’nın para basma makinesi olduğu için piyasaya istediği gibi para verebiliyor ve kendi mevduat ve kredi faiz oranlarını kendi belirliyor. Genelde herhangi bir ülkedeki en temel faizler, merkez bankalarının çok kısa vadeli mevduat ve kredi faizleri. Bugün bizde Merkez Bankası’na para yatırmak isterseniz alacağınız faiz yüzde 7,25. Merkez Bankası’ndan borçlanmak isterseniz faiz yüzde 10,75.
Sizin bankanız varsa ve günün sonunda elinizde fazladan para kaldıysa bu parayı götürüp Merkez Bankası’na yatırabiliyorsunuz. Merkez Bankası mevduatınıza yüzde 7,25 faiz veriyor. Eğer günün sonunda kasanızda para eksiği çıktıysa gidip Merkez Bankası’ndan yüzde 10,75 ile borçlanabiliyorsunuz.
Aslında genelde bankalar Merkez Bankası’ndan değil, birbirinden borçlanıyor, çünkü bankalar arası faizler daha çekici. Elinizde fazla para varsa Merkez Bankası’ndan alacağınız faiz diğer bankadan alacağınıza oranla çok düşük. Eksiğiniz var ve borçlanmanız gerekiyorsa da Merkez Bankası’nın size vereceği borç faizi diğer bankalara göre daha yüksek.
Bankaların birbirinden borçlandığı veya borç verdiği piyasada bir faiz oluşuyor. Buna bankalararası faiz deniyor. Bu bir ‘piyasa faizi.’ Yani bu faiz oranını piyasadaki arz ve talep belirliyor, belirli bir otorite değil. Merkez Bankası ‘politika faizleri’yle bu piyasadaki sınırları belirliyor veya etki ediyor.
İşte Merkez Bankası’nın amacı bu. Çok kısa vadelerde bankaların birbiriyle etkin bir şekilde çalışmasını ve koyduğu sınırlarla bankalar arası faizin belirli bir yerde olmasını sağlamak. Merkez Bankası’nın politika faizi dediği şey bu bankalar arası faizin civarında olmasını istediği faiz oranı aslında.
Peki bankalar ne yapar?
Bu çok kısa vadede olanlar. Sizin üretici, tüketici veya kamu olarak bu faizler işinize yaramıyor. Size daha uzun vadeli kredi ve mevduat lazım. İşte burada bankacılık sistemi ve piyasalar devreye giriyor. Bu bankalar arası faiz diğer faiz oranları için bir taban oluşturuyor. Bu tabanın üzerine diğer faizler geliyor; kamunun, üreticilerin, tüketicilerin borçlanma faizi.
Bu farklı faizleri kurumların veya bireylerin risk profili ve bankalar arası rekabet belirliyor. Kamu en düşük risk profili olan kurum; bu yüzden faizi en düşük. Bunun üzerine şirketlerin borçlanma faizi geliyor, sonra tüketici kredileri faizi.
Bir de vade durumu var tabii. Vadeler uzadıkça faiz değişiyor. Genelde uzun vadelerde belirsizlik arttığı için risk ve faizler artıyor ama bu bir kural değil. Tamamen borcu verenin borç verdiği kurumla ilgili risk algısına bağlı. Örneğin uzun vadede borç verdiğiniz kurumun daha az riskli olacağını düşünüyorsanız, 10 yıllık kredinin faizi beş yıldan daha düşük olabiliyor.
Özünde para aktarım mekanizması dediğiniz şey bu; Merkez Bankası’nın bastığı paranın size kadar ulaşması ve farklı vadelerde farklı faizlerin oluşması.
Dikkat ederseniz oluşan her faiz piyasa mekanizmasıyla oluşuyor. Kimse bankalara faiz oranını dikte etmiyor. Merkez Bankası sadece çok kısa vadede olanlara etki edebiliyor. Orada bile gücü sınırlı. Merkez Bankası faizini indirdi diye ekonomideki tüm faizler düşecek diye bir kaide yok. Orta ve uzun vadede faizler krediyi verenin risk algısına ve rekabet koşullarına bağlı. Aşağıdaki görselde Merkez Bankası’nın faizleri indirdiği veya sabit tuttuğu dönemlerde kredi faizlerinin düşmediğini görebilirsiniz.
Hadi faizleri sıfırlayalım…
Diyelim ki Merkez Bankası başkanı ‘Yetti gayrı’ dedi ve faizleri sıfıra indirdi. Ne olur? Bankalar gidip Merkez Bankası’ndan bedavaya para alır. Bu parayı kredi olarak dağıtmaya başlar. Hepimiz borçlanırız. İstediğimiz her şeyi alırız, zenginleşiriz.
Kulağa çok iyi geliyor değil mi? Evet bir iki yıl cennet gibi bir ülke olur Türkiye…
Sonra değer yaratmadan borçlandığımızı fark ederiz. Maaşlarımızın artmadığını ve bu krediyi ödeyemeyeceğimizi anlarız. Aldıklarımızı hacizle bankalara geri veririz ama bankalar Merkez Bankası’na koltuk ve televizyon veremeyecekleri için iflas eder. Merkez Bankası daha çok para basıp bu zombi bankaları ayakta tutmaya çalışır ama nafile. Sonunda ülke olarak iflas ederiz.
Nedir peki çözüm?
Merkez Bankası’nın kontrolündeki para politikası (kur ve faizler) bir ülkede kısa vadede olanları etkiler (bir iki yıl). Orta ve uzun vadede (iki yıldan sonrası) Merkez Bankası’nın gücü çok sınırlıdır. Bu vadelerdeki faizi risk algısı belirler, risk algısını da reformlar ve kalkınma.
Siz siyasi irade olarak doğru işleri yaparsanız Merkez Bankası’na faizleri indirmesi için baskı yapmak zorunda kalmazsınız çünkü faizler zaten kendiliğinden düşer. Zorla faizleri düşürürseniz de krize davetiye çıkarmış olursunuz.
Erdoğan’ın beni duyacağını, duysa da dinleyeceğini sanmam. Ama belki Arda Turan Diken’i okuyordur. Eğer öyleyse umarım faizlerin neden kolay kolay düşmeyeceğini, düşürme görevinin sadece Merkez Bankası’nda değil aynı zamanda iktidarda olduğunu anlatabilmişimdir…