Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Devlet Bahçeli, Ziya Gökalp toplantısında “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir.” demişti.
Bu sözü Alparslan Türkeş sık kullanmıştır. Peki bu söz kimin?
Bu söz Ziya Gökalp’ın. Bu sözü İmralı duruşmalarında hatırlatan da Abdullah Öcalan’dır. Bire bir aldığım nottan aktarıyorum:
“1922’de yazdığı Kürtler ve Türklerle ilgili yazısına tamamen katılıyorum.” demiştir.
Ayrıntıya girmeyeceğim. A. Öcalan’ın bahsettiği yazıyı hatırlatacağım. O yazı Küçük Mecmua’da çıkmıştır. O söz makalenin son cümlesidir. Makalenin son paragrafı iç içeliğimizi itiraz edilemeyecek cümlelerle çok açık ortaya koyuyor:
“Hulâsa, Türklerle Kürtler bin senelik, müşterek din, müşterek tarih, müşterek bir coğrafya neticesi olarak, hem maddî, hem manevî bir sûrette birleşmişlerdir. Bugün ise müşterek düşmanlar, müşterek tehlikeler karşısında bulunuyorlar. Bu tehlikelerden ancak müşterek bir azîm ile kurtulabilirler. O hâlde büyük bir kanaatle diyebiliriz ki bu iki milletin, birbirini sevmesi, her iki taraf için hem dinî, hem siyasî bir farîzadır: Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir.” (Gökalp, “Türklerle Kürtler”, Küçük Mecmua, 5 Haziran 1338/5 Haziran 1922)
Kısaca; emperyalistlerin oyununa gelmeyelim.
Ve kimse illa Öcalan, deyip durmasın. Adamı hapse atmışsınız, medet umuyorsunuz. Aklınızı mı yitirdiniz!