Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Erdoğan’ın açıklamalarında öne çıkan bir diğer nokta da “Bölgedeki terör örgütlerinin ABD’nin çıkarları ve İsrail’in güvenliği için kullanıldığı” vurgusunu yapmasıydı.
Bu açıklamalar, Erdoğan iktidarının Suriye’deki Esad yönetimi ile siyasi ilişki ve iş birliğini geliştirmeye neden bu kadar istekli olduğunu ortaya koymakla kalmıyor, Kürt sorununun çözümünden ne anladığını da gösteriyor.
Birinci olarak, Erdoğan’ın hem Esad’ın adım atması için Putin’den ricada bulunması hem de Putin’in böylesi bir çağrı yapıp yapmayacağını görmek için beklemek gerektiğini söylemesi aslında iktidarının Suriye’deki pozisyonunu da açıklıyor. Bu açıklama, ‘Astana süreci’ olarak tanımlanan Türkiye’nin Rusya ile iş birliğine yöneldiği 2016’dan bu yana Suriye sahasında hangi aktörün belirleyici olduğu sorusunun yanıtını veriyor.
Bilindiği gibi Esad, siyasi ilişkilerin yeniden kurulması için Türkiye’nin Suriye’de işgal ettiği topraklardan çekilmesini (en azından çekilme konusunda bir takvim belirlenmesini) ve cihatçı gruplara verilen desteğin son bulmasını istiyor.
Ancak Erdoğan, bu talebe “Suriye’nin toprağında gözümüz yok” gibi genel bir ifade ile yanıt vermekle kalmıyor, “terör” deyince de aklına binlerce savaş suçu işleyen İdlib’deki El Kaide devamcısı HTŞ ya da kendi himayesindeki cihatçı gruplar değil, Rojava’daki Kürt özerk yönetimi geliyor. Dolayısıyla son açıklamaları, Erdoğan’ın Suriye ile ‘normalleşme’ derken anladığı şeyin Rojava’da Kürtlere karşı iş birliği yapmak ve özerk yönetimi ortadan kaldırmaktan ibaret olduğunu bir kez daha gösterdi.