Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Mayorka Adası’nı herhalde duymuşsunuzdur. Açıkçası Balear Adaları denince benim aklıma hem o hem de Ibiza gelir. Halbuki iki ada daha var: Formentera ve Minorka. Mayorka planlarken Minorka’ya düşen yolumuz çok lezzetli ve konforlu bir tatil yaşattı bize.
Ekim ayında Mayorka’da birkaç gün geçirmek ve hem deniz sezonunu ekim ortasına kadar uzatmak hem de adanın gastronomisini keşfetmek istemiştik. Palma’yı 16 yaşımdayken ailemle bir kruvaziyer seyahati sırasında ziyaret ettiğimi hatırlıyorum. Aklımda kalan tek sahne büyük bir otelde yemek ve konser. Ibiza’ya ise hiç gitmedim. Başlangıçta alternatif yaşam meraklısı gençleri cezbettiğini ve giderek bir müzik, eğlence merkezine dönüştüğünü biliyorum. Ama gastronomik açıdan nasıldır, hiç fikrim yok.
Mayorka Adası’ndaysa iyi lokantalar olduğunu öğrendim ve araştırdım. Aynı zamanda önünden ya da çok yakınından denize girilecek bir otel aradım. Park yeri de olmalıydı. Araştırmam başarısız oldu. Bulduğumuz otelin denizi iyiydi ama arabayı park edemiyordun. Oda fiyatı da yüklüceydi. Seçtiğimiz lokantalarsa hep adanın farklı yerlerindeydiler ve otele en kısa mesafe 1 saatti. Tatil hem yorucu olacak hem de tuzluya mal olacaktı.
Madrid’de yaşayan İspanyol bir arkadaşım yardıma yetişti: “Niye Minorka’ya gitmiyorsunuz?” Kaygılarımdan ona bahsettikten sonra bana birkaç lokanta ve bir otelin adını verdi. Araştırdım. Otelin konumu ve fiyatları çok uygundu. Park edilebiliyordu. Lokantası vardı. Ayrıca bana tavsiye edilen
3 lokanta da otele 5 dakikayla yarım saat arası mesafedeydi.