Alaattin Aktaş: Ankara'da konuşulan asgari ücrete zam oranı yüzde 17,5 değil

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ankara’da konuşulan oran yüzde 17.5 değil, onu belirtelim. Tabii ki kesin bir bilgi olarak aktarma şansına sahip değilim ama artış oranının yüzde 30 dolayında olabileceği ifade ediliyor.

Bu da 2025 yılında asgari ücretin 22 bin lira dolayında belirleneceği anlamına geliyor.

Başta IMF olmak üzere çok sayıda kuruluş bugünlerde asgari ücret artışının düşük belirlenmesi yönünde görüş belirtiyor. Söylenen, enflasyonla mücadele için bunun kaçınılmaz olduğu.

Daha da ileri gidiliyor; asgari ücrete yüksek zam (yüksekten kasıt nedir, belli değil) yapıldığı takdirde Türkiye’nin enflasyonla mücadele programının büyük yara alacağına dönük görüşler ortaya konuluyor.

Asgari ücret artışının düşük olması gerektiğini savunanlar, aksi yönde bir kararın enflasyona iki yönlü olumsuz etkide bulunacağı görüşünü savunuyor.

Birincisi asgari ücretteki artışın talep yaratacağı.

İkincisi de bu artışın maliyet üstünde ortaya çıkacak baskısı.

Bu iki görüşte de kısmen haklılık payı var tabii ki.

Ama Türkiye’de fiyatlar üstündeki temel baskının vatandaşın eline bir miktar fazla para geçmesinden, yani talepten kaynaklanmadığı ve asgari ücretteki artışın işletmelerin maliyet artışlarını birden zıplatmayacağı gerçeği pek görülmek istenmiyor. Hele hele maliyet yönüyle gelecek baskıda istismarın çok yüksek olduğu ve örneğin asgari ücret yüzde 30 artarsa, sanki tüm mal ve hizmet girdileri bu oranda artmış gibi ürünlere aynı oranda zam yapıldığı göz ardı ediliyor.

Alaattin Aktaş’ın yazısı