İsrail’in Hizbullah’a saldırısını, İran’a karşı bir yanıt olarak da okumak gerekir. Netanyahu, bunu zaten BM Genel Kurulundaki konuşmasında açıktan ifade etti. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin, cumhurbaşkanı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak üzere bulunduğu İran’ın başkenti Tahran’da İsrail’in suikastı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından, İran yönetimi İsrail’e en sert biçimde yanıt verileceğini açıklamıştı. Ardından ağustos ayının ilk haftasında, bir özel uçakla gizlice Türkiye’den havalanıp İran’a giden bir ABD heyetinin, İranlı yetkililerle yaptığı görüşmede, “Netanyahu büyük bir bölgesel savaş istiyor. Netanyahu’nun oyununa gelmeyin” mesajı verdiği gündeme geldi. İran, İsrail’e kendi ülkesinden misilleme yapmanın maliyeti yerine, başta Hizbullah olmak üzere, destek verdiği örgütler üzerinden cephe açmayı tercih etti.
Bu politikanın Hizbullah’a maliyeti, genel sekreteri dahil olmak üzere, üst düzey yetkililerini kaybetmeye varacak kadar ağır olurken, İran’ın tavrı, deyim yerindeyse, topu taca atmak biçiminde oldu. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, ülkesinde beş günlük yas ilan ederek, “Nasrallah’ın kanının yerde kalmayacağını” söyledi ve “Bölgenin kaderinin başta Hizbullah olmak üzere direniş güçleri tarafından belirleneceği” ifadelerini kullandı. Yani ateşi doğrudan kendi eliyle tutmama siyasetini sürdürmek olarak okunabilecek bir mesaj. ABD’li yetkililerin iddia ettiği gibi “Kontrol edemedikleri” bir İsrail değil, ABD’nin silah ve diplomatik desteğiyle, işgal ve suikastlar dahil olmak üzere onun yöntemini taklit ederek bölgenin ‘ABD’si olmaya çalışan bir İsrail var karşımızda.
İran yönetimi ise, Rusya’nın, Ukrayna ile savaşla meşgul olduğu için, cephe genişletip kendisine destek verebilecek durumda olmadığını da dikkate alarak, prestij kaybı maliyetiyle topu, domine ettiği, “Başta Hizbullah olmak üzere direniş güçlerine” atıyor. Bu tablo içinde NATO üyesi hiçbir bölge ülkesinin İsrail’e diş göstermeyi göze alması beklenemez. Tüm bu gerçeklik içinde, bazılarına ütopik bir retorik gibi gelse de, bölge ve dünya halklarından başka hiçbir güç caydırıcı bir varlık gösteremez.