Oğuzhan Kayserilioğlu: Steril bir alanda konumlanıp protestocu parlak nutuklar çekmek zavallıca bir tutumdur

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Toplumsal güçler, halka karşı savaş açan sermaye ve iktidarın yönelimlerine kendi durdukları yerden zorunlu ihtiyaçlarını elde etmeye çalışarak cevap veriyor. İktidarın propagandistleri, halkın farklı biçimlere bürünen hak arama arayışlarını “ülkede kargaşa çıkarmaya çalışan dış güçlerin oyunları” direnişçileri de “iç düşmanlar” olarak yaftalayıp devlet terörünün hedefi haline getiriyor. Açık ki iktidarda kalabilmek için uyguladıkları teröre meşruiyet üretmeye çalışıyorlar. Sermayenin dayattığı neo liberal soyguna karşı çıkan ve işten atılmamak, ücretini yükseltmek, iş bulmak ..vd. için mücadele eden her işçi “iç düşmandır!”

Aynı duruma başka bir açıdan bakarsak, toplumsal güçlerin sistemle iç içe geçen, bazen siyasal alanla doğrudan ilişkilenen kimi zaman da siyasete hiç “bulaşmayan” ama esasında en “apolitik” halinde bile yine de son tahlilde “politik” olan direnişleri, topluma dayatılan sermaye odaklı totalitarizme karşı halkın farklı biçimlere bürünen “var olma” ve “insanca yaşama” arayışlarıdır. Halkın hareketleri sadece “hak kazanma” amaçlı değildir; aynı zamanda, sistemin mevcut işleyişinin ürettiklerine karşı, alternatif üretim, tüketim, doğayla ilişki, cinsler arası ilişki, adalet, sanat, kültür, iletişim, barınma, sağlık, ulaşım..vb tutumlarının keşfedilip savunularak toplumsal meşruiyete kavuşturulması çabasıdır. Kazanımlar yerel yönetimlerde ya da en gelişmiş haliyle semtlerden işyerlerine dek kurulabilecek özgür halk inisiyatiflerinde fiilen inşa edilebilir, edilmelidir.

İçinde olduğumuz toplumsal gerçekliğin yarattığı somut-tarihsel hareketleri beğenmeyerek ya da küçümseyerek “dışarda” steril bir alanda konumlanıp protestocu parlak nutuklar çekmek zavallıca bir tutumdur. Güncelliğin gittikçe anaforlaşan karmaşasına boylu boyunca dalmak yerine, steril bir ortama çekilip gereken hazırlıkları yaparak olası bir devrim anının koşullarının oluşmasını beklemek, ki kimi “komünistlerimiz” çok açıkça ve övünerek böyle bir tutumu savunuyor, zavallılıktır, düşkünlüktür. Emin olabiliriz ki, o beklenen an kendi fırtınalarıyla geldiği zaman da aynı steril tutumun devamı için yeni gerekçeler bulunacaktır, yeter ki prens ve prenseslerimizin paçaları temiz kalsın! Günümüzün tarihsel moment olma gerçekliği, güncelliğe her tarafından binbir biçime bürünerek müdahale etmeyi, o süreçte paçalarımızın çamura bulanmasını göze almayı, felakete doğru gidişi durdurabilecek “imdat frenini” çekmek için her fırsatı kullanmayı talep ediyor. Sınıf mücadelesinin nesnel zemini doğa ve toplumdur ve her ikisi de sermayenin saldırısı altında çürüyüp çökerek felaketler üretiyor; durum acildir, zamanın baskısı altındayız.

Oğuzhan Kayserilioğlu’nun yazısı