MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
The Lancet’de yayınlanan bir araştırmaya göre, sosyal devletten vazgeçerek sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi hastalara yaramadı. Benzer dönüşümü yaşayan Türkiye’nin göstergeleri de başarısızlığı ortaya koyuyor.

Türkiye de Sağlıkta Dönüşüm Programıyla aynı yoldan geçti. Benzer sonucu aldı. 22 yılın sonunda göstergeler, özelleştirmenin sadece özel sektörün kendisine yaradığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığının kucağında çözülmesi gereken çok sayıda sorun, bazıları yumak olmuş bekliyor.
Önceki bölümde Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ile mevzuyu masaya yatırdık.
Bu bölümde de Avrupa’da Sağlık Reformları, Sağlıkta Dönüşüm, Sağlığın Politik Ekonomisi, AKP’li Yıllarda Sağlık ve Küba’da Sağlık kitaplarının yazarı, halk sağlığı uzmanı Dr. İlker Belek ile konuştuk.
Sağlık sisteminin ya da yapılan değişikliklerin işe yarayıp yaramadığı makroekonomik verimlilikle ölçülüyor. Yani sağlık hizmetleri için harcanan parayla, elde edilen sonuç arasındaki ilişki ne kadar dengeli? Nasıl bir sonuç elde ediliyor?
Parametrelerden biri bebek ölüm hızı. Her bin canlı doğan bebekten kaçının öldüğü son derece kritik bir gösterge. Hala bütün dünyada halk sağlığı düzeyini değerlendirmek bakımından kullanılan en temel göstergeden biri bu. Diğeri de doğuşta beklenen yaşam süresi, bizde 77.5.
Bir başka parametre kişi başına sağlık harcaması ya da kişi başı ulusal gelir. Ülkelerin kişi başı sağlık harcamasıyla, bebek ölüm hızı arasındaki ilişkisi sıralamayı belirliyor. Yani o sağlık harcamasıyla elde edebilen bebek ölüm hızına bakılıyor.
Hem bebek hem de anne ölüm hızımız yüksek
Türkiye, OECD ülkeleri arasında yüzde 4.3 ile gayri safi milli hasıladan en düşük payı ayıran ülke. 1.827 dolar ile kişi başına düşen sağlık harcamalarında yine en düşük sıralamada yer alıyor.
Sağlık harcamalarının önemli bir kısmı yüzde 76.3’ü kamu tarafından karşılanıyor. Sağlık harcamalarının cepten karşılanma oranı ise en son yayımlanan 2021 verilerine göre yüzde 16,3 seviyesinde.
Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç vb. amaçlı yapılan cepten sağlık harcaması 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 98,8 artarak 112 milyar 18 milyon TL’ye ulaştı. Hanehalkı cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2022 yılında yüzde 18,5 oldu.
Kişi başına sağlık harcaması 2021 yılında 4 bin 206 TL iken, 2022 yılında yüzde 69,8 artarak 7 bin 141 TL’ye yükseldi.
Türkiye’de bebek ölüm hızı oranı binde 9.1. Bu oran Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa ülkeleri, AB ülkeleri ortalamasına göre yüksek.
Anne ölüm hızıysa her 100 bin doğumda 12.6. Bu oranda yüksek. Belek Türkiye’ye yakın sağlık harcaması yapan ülkelerde bebek ölüm hızının binde 4-5’ler düzeyinde olduğunu söyledi: “Biz hala binde 9’luk bebek ölüm hızında geziniyoruz. Bu oran düşük gibi görülebilir ama beklenene göre neredeyse yüzde 50-60’lık bir fazlalık var. Bu çok önemli bir farklılık. Dolayısıyla yapılan bütün bu kalite adına yapılan, sağlıkta reform denilen değişikliklerin halk sağlığı düzeyinde karşılığını bulmadığını ortaya koyuyoruz.”
Söz konusu verilerin gereksiz bir sağlık harcamasını işaret ettiğini belirten Belek şöyle devam etti: “Neden biz başka ülkelerin çok daha az harcamayla ulaşabildikleri halk sağlığı düzeyine, neredeyse iki katlık bir harcamayla ulaşabiliyoruz. Bunun nedeni sağlık sisteminin tümüyle piyasaya çıkması. O piyasanın içerisinde de özel kurumların, aktörlerin yer alıyor olması.”
Özel kurumlar kar odaklı
Bu bütün dünyada böyle. Özel hastaneler, özel sağlık kurumları işin içine girdiğinde gereksiz sağlık harcamaları artar. Çünkü bunların temel amaçları kar elde etmek. Bu nedenle sistemde dönen toplam harcama artar ama bunun karşılığında elde edilen ürün, sonuç o paraya göre çok daha düşük kalır.
Diğer yandan özel sağlık kurumları maliyeti düşürmek için tıbbi gerekliliklerin izin verdiği sınırların ötesinde kısıtlamalara giderler. Örneğin tek kullanımlım malzemeleri sterilize edip birkaç kez kullanırlar. Ameliyat sonrasında hastanın ortalama üç gün yatırılması gerekiyorken maliyetleri kısmak için birinci, ikinci gün taburcu ederler.
Özel sağlık kurumlarının maliyetten kısmak, karlarını artırmak adına hizmet kalitesinden ödün verdiklerini söyleyen Belek şunları ekledi: “Tek tek kurumlar düzeyine baktığımızda da gereksiz harcamalar kaleminin arttığını, hizmet kalitesinin düştüğünü görürüz. Ulusal ölçekte değerlendirildiğinde ortaya harcamaların gereksiz artması ve halk sağlığı göstergelerinin gerilemesi şeklinde kendisini ortaya koyar. Bir taraftan da özel sağlık kurumlarında personel memnuniyetsizliği görülür. Az personel, daha çok iş yapmak, daha uzun çalışmak zorunda kalır. Özel sağlık kurumunun yönetimi personeli daha çok para kazandıracak işlemlere doğru zorlar. Baskı kurar.”
Sağlık hizmetlerine eşit erişim kalktı
Gelinen noktada kamu hastanelerinde randevu bulamayanlar özel hastanelere yönelmeye başladı. İnsanlar doğru dürüst denetimi olmayan özel hastanelerden hizmet almak zorunda kaldı. Belek şunları anlattı: “Bu çok ciddi bir eşitsizlik de yarattı. Parası olmayanların kamuya mecbur kaldığı, parası olanların da özel hastanelerden beklemeden kaliteli hizmet almak için kapısına yığıldıkları bir tablo sonuçta ortaya çıktı. Bugünkü tabloda görünen eşitsizlik, gereksiz harcama, kalite bakımından denetimsizlik, kamu sağlık kurumlarının aşırı yüklenmesi, orada uzayan kuyruklar, randevu alamayanlar hastalar…”
Öte yandan ilaç ve tıbbi malzeme ihtiyacı bakımından çok ciddi bir yurtdışı bağımlılığımız var. Büyük çoğunluğu kamu özel ortaklığıyla kurulan şehir hastanelerine 2024 bütçesinden 83.7 milyar lira aktarılacak. 18 şehir hastanesi için devlet 2044’e kadar 81 milyar dolar ödeyecek.
Şehir hastanesi inşa eden firmalara büyük ayrıcalıklar yapıldığını vurgulayan Belek şöyle devam etti: “25-49 yıla kadar varabilen kullanım devirleri, özel şirketlere işletme devirleri, kamunun özel inşaat firmalarından hizmet satın alma zorunlulukları, bütün görüntüleme hizmetlerinin yine inşaat firmalarından satın alınması zorunluluğu… Özellikle şehir hastaneleri üzerinden kamu Sağlık Bakanlığı inşaat firmalarına teslim edildi. Bağımlı hale getirildi. Bu hastanelerin karları bile Sağlık Bakanlığı bütçesinin önemli bir kısmını yutuyor.”