
MURAT SEVİNÇ
-İnstagramı yasaklamışlar. –Hadi be, ah iyi oldu vallahi. –Neresi iyi oldu bu yasağın? –Ne kadar çok zaman geçiriyorduk o sayfalarda. –E o kadar zaman geçirmeseydiniz, kapatmak mı gerekiyor! –Öyle deme, insanın canı çekiyor, kim ne yapmış, nereye gitmiş, çiçek böcek filan, bilmek istiyorsun. –Güzel kardeşim, takip etmemek de bir seçenek, böyle bir yasağı savunmak için makul bir gerekçe değil ki bu. –Ben yasağı savunmuyorum, yasaklara karşıyım, ama biraz instagramsız kalsak ölmeyiz canım. –Ölmezsiniz, ama sizin bu tavrınız her yasak için bir mazeret yaratabilir. –Bak, instagram kapatılınca kitap okumaya başladım, güzel filmler seyrediyorum, yürüyüş yapıyorum, arkadaşlarımla buluşup sohbet ediyorum. –Elektrikler kesilince de söylenir böyle şeyler, “Birbirimizle konuşur olduk” vs. –İnanır mısın benim de aklıma geldi bu örnek, çok yaşayın. –Aklınıza bir şeyin gelebiliyor oluşu sevindirici; yine de merak ediyorum, yasaktan önce yürümüyor muydunuz, arkadaşlarınızla küs müydünüz, ne diyorsunuz! –Siz de amma insta delisi çıktınız, iki gün kapansa ne olur yani, dünyanın sonu mu; devletimiz böyle karar veriyorsa bir nedeni vardır, ne diye durup dururken yapsınlar. –Kuşkusuz bir gerekçesi vardır, mesele, o gerekçenin hukuka uygun, kamu yararını gözeten ve anlamlı bir gerekçe olup olmadığı. –Yok yok, siz sinirlisiniz, biraz sakin düşünseniz bu yasağın hepimiz için yararını kabul edecekseniz aslında. –Sizce nedeni ne olabilir peki? –Bunun bir önemi yok ki, onların ‘bir nedeni olduğunu’ söylemesi yeterli benim için. –Yani size, durup dururken “Kuru fasulyeyi yasakladık” deseler, yasakta bir hikmet arayacaksınız, öyle mi? –Hadi be, var mı öyle bir ihtimal? –Örnek veriyorum. –Gerçi, kuru fasulyenin bazı bünyelerde, çok affedersiniz, şişkinlik yaptığını ve bunun toplumda kimi zaman huzursuzluğa neden olduğunu inkar edemeyiz herhalde. –Aaa, “Olabilir” diyorsunuz, öyle mi? –Nedir yani, tek bakliyat o mu, başka bir şey yersiniz olur biter, yıllarca bu halkı ‘pilav üstü kuru’yla oyaladılar. –La havle. –Hayır, ben “Fasulye yasaklansın” demiyorum “Eğer yasaklanırsa başka seçenekleri de düşünebiliriz, boşuna yasaklanmamıştır“, diyorum. –Hayretler içerisindeyim. –Bence siz de başka bakliyatlar denediğiniz ve çok affederseniz, o nahoş şişkinlik ihtimalinden kurtulduğunuz için mutlu olabilirsiniz, büyük konuşmayın. –Peki, fasulyeyi boşverin, diyelim sevdiğiniz bir grubun konseri yasaklansa sinirlenmez misiniz? –O durumda bir sonrakine giderim, Allah’ın günü torbaya mı girdi! –Yine aynı şeyi yapıyorsunuz, sorun sizin zamanınızın uygun olup olmaması değil, konserin yasaklanması. –İyi tarafından bakalım, belki o sayede başka bir konsere gider ve çok severim, olamaz mı? –Bu durumda, her gün getirilen yayın yasakları da rahatsız etmiyordur tabii. –Etmiyor, yasaklansa da duyuyoruz zaten her şeyi, bu devirde engellemek mümkün mü! –Yahu geçenlerde bir üniversite yönetimi, mezuniyet töreninde topuklu ayakkabı giyilmesini yasaklamış, bu da mı olağan sizce. –Kusura bakmayın ama, topuklu ayakkabının ayak sağlığına zararlı olduğunu bilmeyecek biri değilsiniz, altı lastik ayakkabı nasıl da rahat, gençler şimdi tepki gösterse de bu yasağın kıymetini ileride anlar. –O gençlerin mezuniyet törenleri de yasaklanmıştı ama. –Tören yasaklanınca mezun olmamış mı sayılıyorlar. –Yasaklandığında canınızı çok sıkacak herhangi bir şey var mı? –Yok vallahi, hayat kısa, hiçbir şeye üzülmeye değmez, oluruna bırakacaksın bazı şeyleri. –Güzel de, örneğin herhangi bir düşüncenizi dile getirmeyi yasaklar ve “Bundan böyle herhangi bir konuda konuşmayacaksınız” derlerse, ne yapacaksınız? –Ne yapacağım, izin çıkana kadar susacağım. –Nasıl… itiraz etmeyecek misiniz!? –Konuşmak yasaksa nasıl itiraz edeyim, sizinki de soru mu şimdi! –Allah Allah, “Neden susayım, siz delirdiniz mi?” diye sormaz mısınız hakikaten? –Aman, hiç yoramam kendimi, hem biraz çenemiz dilimiz dinlenir fena mı? –Sizce? –Aslına bakılırsa insan genellikle boş konuşur, yani olsa da olur olmasa da, bir süre sessizlikten kime ne zarar gelir, kafa dinleriz! –Siz hot-zot rejimler için bulunmaz nimetsiniz, farkındasınızdır herhalde. –Asla, ben demokrasiden yanayım, yalnızca yasakları sorun etmeye karşıyım, insan uyum yeteneğine sahip olmalı, her koşulda mutlu olabilmeli. –Uyum yeteneği, örneğin, doğada geçireceğiniz birkaç gün ya da o esnada değiştirme şansınızın olmadığı muhtelif koşullar için gerekli olabilir; oysa absürt bir yasak zorunluluk değil ki, siz istediğiniz için, itiraz etmediğiniz için getirilebiliyor bu yasaklar. –Bunlar tehlikeli düşünceler bence, her şeye iyi tarafından bakmak, pozitif olmak lazım bu hayatta, stres çoğu hastalığın nedeni. –Sorun, sizin yasakları, demokrasi dışı uygulamaları bir gerilim kaynağı olarak görmemenizde; daha iki gün önce bir kadın yolda uzatılan mikrofona konuştu diye tutuklandı, rahatsız edici bulmuyor musunuz? –Ben olsam konuşmazdım, ne gerek var, öyle yol ortasında! –Sizin tercihiniz değil konu, konuşan birinin ifade özgürlüğü. –Yanlış anlamayın, ben ifade özgürlüğünden yanayım, ancak, sokak ortasında konuşulmasa da olur, şart değil, git evinde konuş. -Olup bitenin adını koymamakta ısrarcısınız, bu tutumunuzla ülkenin nefes alınamaz hale getirilmesine göz yummuş, hatta desteklemiş yapmış oluyorsunuz. –Aslına bakarsanız, nefes alma tekniklerini iyi bilmek lazım, düzensiz nefes alınması sınırlansa, bu iş bir kurala bağlansa iyi olur. –Helal olsun, buna da razısınız demek. –Nefes alınmasına karşı değilim kuşkusuz, ancak olur olmaz ve yanlış nefes almak düzenlenebilir, dediğim bu. –Evet, siz ‘gönüllü kul’ olmaya çoktan razısınız, ne söylense boş. –Gönüllü olmayabilir, şart değil, yasal bir çerçeveye de alınabilir, çok dert etmemek gerek böyle şeyleri, bütün hastalıkların kökeninde stres var, üç günlük dünya… Kuru fasulyeyi yasaklamazlar, değil mi!