Türkiye iç savaş içindeki Libya’da da askeri gücünü devreye sokup, çatışmaya resmen taraf oldu. Batı Libya’yı kontrol eden Trablus’taki yönetim ile işbirliği yapan Türkiye, Libya’daki askeri varlığı ile ülkenin doğusunu kontrol eden Hafter güçleri ile doğrudan çatışmaya girmekten de kaçınmadı. Trablus’taki yönetime askeri desteğin “ödülü” ise, imzalanan bir deniz sınır yetki mutabakatı oldu.
Ancak o mutabakat Libya iç hukuku uyarınca ülkenin doğu bölgesinde kurulu parlamentosu tarafından onaylanmadığı için “kadük” halde. Hayata geçirilemeyen Libya’yla deniz sınır anlaşmasının “bedeli” ise, yıllarca Yunanistan’la benzer bir anlaşma imzalamamak için ayak sürüyen Mısır’ın, Atina ile müzakereleri sonuçlandırması oldu. Türkiye’nin Libya ile imzaladığı yarım yamak deniz yetki alanı mutabakatının aksine, Mısır-Yunanistan anlaşması tüm hukuki süreçlerini tamamlayıp, resmiyete kavuşmuş durumda.
“Mavi Vatan” için diye yola çıkılıp Libya’da meşruiyeti tartışmalı bir siyasi yapı ile imzalanan deniz yetki anlaşması, fiiliyatta Mavi Vatan konseptine en büyük zararı veren unsur haline geldi.
Üstelik şimdilerde Türkiye, Libya’da bir dönem “hasım” olduğu Hafter’le “hasbihale” geçmiş durumda; O kadar ki, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Hafter’in oğlunu resmen Ankara’da ağırladı.