Suat Başar Çağlan: YouTube izleyicisi sponsorlara ve anlamsız şeyler öven yeni nesil yorumculara tutuldu

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Kamuoyunun tanıdığı isimlerle birlikte sermaye de YouTube’a giriş yapınca kültürün ve popüler kültürün her alanındaki o tatsız dönüşüm ve evcilleşme yaşandı: Önceleri bir iş yapıyordunuz ve yeterince dikkat çekerse para getiriyordu. Sonra para getirsin diye iş yapılmaya başlandı.

Reklam ve sponsor sağanağı sayesinde imkanlar artmıştı artmasına ama ses ve görüntü düzeldikçe seviye düşüyordu. Bir yıl önce dev bir alışveriş firmasında çalışan işçilerin hak mücadelesinden bahseden bir kanal, o haksızlığı yapan şirketten sponsorluk alınca dilsizleşti. Televizyon reklamlarından YouTube’a kaçan izleyici, sponsorun yolladığı yemekleri yemek, taktik planı sponsorun tableti üzerinde çizmek, birbirine anlamsız şeyleri övmek zorunda kalan yeni nesil yorumculara tutuldu. Reklam verenlerin keyfine diyecek yoktu çünkü reklam çekmeye bile gerek kalmıyordu. İstediklerine istediklerini doğrudan söyletiyorlardı.

Üstelik ana akım olmak herkese hitap etmek demekti ve Türkiye’de bir türlü anlaşılamayan bir gerçeği içeriyordu: Herkesin içinde “herkes” vardı. Yani herkese hitap edecekseniz kimseyi fazla incitmemek şarttı. Popülizm aguşunu açmış bekliyordu.

Kitle büyüdükçe imalatın kesilmemesi de farz oldu. Dijital ticaretin stok teamülleri gereği, dükkana ne kadar mal yığarsanız o kadar çok müşteri çekiyordunuz.

Halbuki Türkiye’de bırakın futbolu, herhangi bir kültür veya düşünce alanında her gün bir saat kamuoyunun önünde konuşup saçmalamayacak birini bulmak zor. Ülkedeki nitelik eksikliği, sermayenin tahakkümü kadar aleni ve tatsız.

Sonuçta güldüren değil gülünç duruma düşen komedyenler peyda oldu. Kimisi sözü bittiği için sürekli tekrarda. Kimisi araya iliştirdiği küçük komplo teorileriyle kitleyi diri tutuyor. Bazıları, “Ben olsam var ya, üff!” deyip kendi zamanında yaşananları unutturma ve mümkünse yeni iş bulma derdinde. Bazılarıysa sahte öfke nöbetleriyle televizyondan aşina olduğumuz performatif yorumculuğa yeni çeşniler katıyor. İşin kötüsü, YouTube’un da katkı verdiği kısa süreli aydınlanma sayesinde ne kadar boş konuştuklarını yeni nesil de gördüğü için daha da komik hale geliyorlar.

Suat Başar Çağlan’ın yazısı