Veysel Ulusoy: Ucuz döviz kuru üretimi baltalıyor, yükseğiyse enflasyon yaratıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Karar vericiler bu aşamada en büyük sorumluluğa sahiptir ve ülkeye zarar veren tüm ekonomik kararlarda onların yaptıklarını daha doğrusu yapmadıklarını gözlemliyoruz.

Sanki daha önce hiç yaşanmamış, sanki vurkaça dayalı zararını bilmiyormuşuz ve hiçbir şey öğrenmemiş gibi davranıp sıcak paraya aynı çekim alanını yaratıyoruz. Para takasıyla, üretimden bağımsız bir şekilde rezerv biriktirme hevesine kapılıp döviz bazında inanılmaz maliyetlere katlanıyoruz.

Ekonomik büyüme oranının sıfırlarda dolaşan yapısıyla dışarıya kısa dönemli borçlanıp, döviz kurunu da sabit turarak (tutmaya söz vererek) yabancı fonları ülkeye davet ediyoruz. Her giriş çıkış sürecinden sonra da alın terimizle yarattığımız katma değer karşılığını bir avuç yabancı fonun eline sayıp gönderiyoruz.

İşte bu kısa hikâyede belirtilen nedenlerden dolayı orta gelir tuzağı içinde debelenip duruyor, sahte döviz kuru ile ulusal gelirimizi yukarılara taşıma kandırmacası yaşatıyoruz halka.

Kısacası, var olan tüm politika araçlarının sadece parasal akımlara dayalı olması ülkeye alternatif maliyetler yüklemektedir. Dikkat ederseniz ortada ne bir sanayi, verimlilik ve teknoloji politikası ne de bir dış ticaret politikası var. Örneğin dışa bağımlı üretim sürecini en aza indirecek bir ithal ikamesinden bahsedilmiyor artık. Yıllarca ithalattaki payı yüzde 10’u geçmeyen tüketim mallarının payının son dönemde yüzde 50’den fazla artması ve buna karşılık ara mal ve sermaye malı toplam ithalat paylarının yüzde 92’lerden 75’lere düşmesi kayda değer bir görünüm ortaya çıkarıyor.

Ucuz döviz kuru üretimi baltalıyor, yükseği ise enflasyon yaratıyor.

Sıcak parayı çekme, günü kurtarma amaçlı yürütülen para politikasının geldiği nokta budur esasında. Aşırı değerli lira, yalancı enflasyon ve büyümeyle beslenen finansal piyasalar, getiri-götürü oranı bozulmuş bir ekonomik değerler bütünü ve en kötüsü de dağılmış nispi fiyatların yarattığı gelir eşitsizliği, ortaya akılcı üretim politikalarının gelmesini engellemektedir.

Veysel Ulusoy’un yazısı