Bir de endüstrinin, kulüpler-medya iş birliğiyle dayattığı rekabetin kışkırtılması ve kazanmanın kutsanması anlayışı eklenince, fanatizmin boyutu kolayca sözel ve fiziksel şiddete kadar varabiliyor…
Öte yandan, rekabetin alabildiğine kışkırtılıp şampiyonlukların, kupaların saplantılı biçimde kutsandığı garabet ortamında rakibe saygı, faziletli mücadele gibi ahlaki değerlerin elbette hiçbir hükmü kalmıyor…
Genellikle cinsiyetçi söylem ve küfürler aracılığıyla ortaya konan sözel şiddet aynı zamanda fanatik taraftarlığın arkasına gizlenmiş cinsel kompleksleri de açığa vuruyor. Gol atmayı, kazanmayı “koymak”, “geçirmek” gibi ifadeler üzerinden cinsellikle özdeşleştirerek bir tür tatmin yaşamaları, bunun açık göstergesi.
Fanatizm, sadece küfürlerle değil, dillerden düşmeyen övgü amaçlı “adam”lı söylemlerle, kadını aşağılayan “etek giydirmesine” iddialaşmalarla ve nefret saçan homofobik tezahüratlarla da cinsiyetçiliğin yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor…
İnsanların; ateşli taraftarlık gösterisine soyunurken kimin yanında durduklarını, neleri savunduklarını, nelere zarar verdiklerini çok iyi düşünmesi ve sorgulaması lazım…
Fanatizm, sermayedar/patron seviciliği/yandaşlığı/yalakalığıyla, sözel, fiziksel şiddet eğilimiyle, zorbalığa düşkünlüğüyle, nefret ve düşmanlık üzerinden yarattığı yapay saflaşmalarla, cinsiyetçiliğiyle, endüstrinin dayattığı “Ne pahasına olursu olsun kazan” anlayışını içselleştirip bütün ahlaki değerleri dışlamasıyla, düzen egemenlerinin çıkarına çalışan bir manipülasyon ve bilinç bulandırma aracı olmasıyla tam anlamıyla faşistliktir…