MESUDE ERŞAN
@mesudersan
mesudeersan@diken.com.tr
‘Erkeğe bağlı çocuk sahibi olamama sorunu yaygın değil’ miti erkekleri tedaviden uzak tutuyor. Gerçekte bebek sahibi olmaya çalışan çiftte, erkekle bağlantılı sorunların oranı kadınlar kadar, yani yüzde 30.
Üroloji uzmanı Doç. Dr. Emre Bakırcıoğlu, istedikleri halde gebelik elde edemeyen çiftlerin birlikte uzmana gitmesi gerektiğini söyledi.
Kısırlık, tıptaki adıyla infertilite, çiftlerin yüzde 15’ini etkiliyor. En az bir yıl boyunca düzenli olarak korunmasız cinsel ilişkiye girmesine rağmen gebelik oluşmaması, kısırlığı işaret ediyor. Kadınların bunu kendi sorunu varsayması hala yaygın. Gebeliğin kadın vücudunda meydana gelmesi bunun önemli sebebi belki ama erkekler, sertleşme ve boşalmayla ilgili sorun yaşamadığı sürece kendinde sorun olduğunu anlayamıyor. Yukarıdaki başta olmak üzere bir takım mitler, erkekleri kendilerinde sorun olabileceğini düşünmekten alıkoyuyor.
Erkeklerdeki sorun sıklığı kadınlar kadar
Oysa ki erkekle bağlantılı sorunlar kadına bağlı sorunlar kadar olası. 25 erkekten biri erkeğe bağlı infertilite sorunu yaşıyor. Tüm infertil çiftlerin yaklaşık yüzde 30’unda erkek, yüzde 30’unda kadın faktörü var. Çiftlerin kalan yüzde 30-40’ındaysa sorun ya erkek ve kadın faktörüne bağlı bir kombinasyon ya da sebebi açıklanamıyor. Tam da bu nedenle çocuk sahibi olamayan çiftlerin doğru tanı için birlikte gitmesi çok önemli.
Özellikle erkek üreme sağlığı üzerine çalışan Bakırcıoğlu’yla erkek kısırlığı üzerine konuştuk.
Bakırcıoğlu pek çok kadının düzenli olarak kadın doğum uzmanlarını ziyaret ettiğini ve çocuk sahibi olmayla ilgili endişelerini açıkça doktoruyla paylaşabildiğini söyledi: “İnfertilite birinin değil, çiftin sorunu. İdeal olanı çiftlerin birlikte değerlendirmesi. Erkeğin de konusunda uzman bir ürolog tarafından muayenesi önemli. Ancak hemen her çocuk sahibi olma problemi yaşayan çiftte öncelikle kadınların, kadın doğum doktorunun kapısını çaldığını görüyoruz. Erkekte de problem olabileceği ihtimali ikinci plana atılıyor. Tüp bebek tedavilerinin giderek arttığı günümüzde erkeğin sadece sperminin var olup olmadığına bakmak yeterliymiş gibi düşünülüyor. Oysa erkekte düzeltilebilecek durumların tespitiyle çiftler doğal yoldan da çocuk sahibi olabilir.”
‘Kaliteli sperm’ yetmez
‘Sperm kalitesi erkeğe bağlı infertilitede tek faktör’ miti de yaygın. Malum gebeliğin oluşması sperm hücresinin yumurtayla birleşmesi ve döllemesiyle başlıyor. Gebe kalmak için yüksek kaliteli sperm gerekiyor. Birçok insan, erkek üremesini etkileyen tek faktör olduğunu düşünüyor. Bir erkekte normal görünen meni varsa, sperminin de sağlıklı olduğunu varsayıyor. Doğurganlık sorunları olmadığını düşünüyor.
Gerçekse farklı. Sperm kalitesinin erkek doğurganlığının önemli bir unsuru olsa da tek faktör değil.
Düşük sperm sayısı veya düşük kaliteli spermin erkek kısırlığının yaygın nedenleri olduğunu hatırlatan Bakırcıoğlu, şöyle devam etti: “Ancak genel sağlık da önemlidir. Hormon seviyeleri, testis gelişimi, varikosel varlığı, geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı kanalların etkilenmesi, prostatit ve kullanılan bazı ilaçlar erkeğin üreme sağlığını etkileyebilir. Ek olarak, kilo artışı, obezite, uyku bozuklukları, aşırı stres, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol olumsuz etkileyebilir. Semen analizi, genellikle erkek kısırlığının teşhisinde ilk istenilen testlerin başında gelse de diğer olası nedenleri dışlamak için erkeğin anamnezi (tıbbi öykü) ve fiziksel muayenesi de önemli.”
Sperm de yaşlanır
En son geçen haziranda 83 yaşındaki oyuncu Al Pacino’nun 29 yaşındaki oyuncu Noor Alfallah ile çocuk sahibi olduğu haberlerini okuduk. Guinnes Rekorlar Kitabı’na 92 yaşında baba olan biri kayıtlı. Başka ileri yaşta babalar da var.
Belki de benzeri örneklerin de etkisiyle, ‘Yaş erkek infertiletesinde önemli bir faktör değil‘ miti de çok yaygın. Kadın yaşlandıkça doğurganlığı azalıyor ve menopoza girdiğinde tamamen sona eriyor. Erkeklerse her yaşta çocuk sahibi olabileceğini ve bu özelliklerinin yaşla birlikte azalmadığını varsayıyor. Gerçekten de erkekler ergenlik çağından itibaren günde ortalama 100-300 milyona yakın miktarda sperm üretir. Yaşla sperm sayısı azalsa da erkek ölene kadar bu devam edebiliyor.
Bakırcıoğlu yaşın erkek ve kadın üreme sağlığını aynı şekilde etkilemese de her ikisinde önemli bir rol oynadığını söyledi: “Yaşlandıkça sperm sayı ve kalitesi giderek azalır. Aslında, 40 yaşın üzerindeki erkeklerin, bir denemeden sonraki bir yıl içinde gebe kalma olasılığı 30 yaşın altındaki erkeklere göre yüzde 30 daha az. Ayrıca 40 yaşına kadar erkeğin bedenine ve sağlığına gösterdiği veya göstermediği özen üreme sağlığını da olumlu ya da olumsuz etkiler. Genel sağlığı üreme sağlığı üzerine de etkisi var. Sertleşme sorunları, şeker hastalığı, hipertansiyon, belirli kanserler ve diğer sağlık sorunları yaşlı erkeklerde daha yaygındır.”
Menide hiç sperm olmayabilir
Meninin dışarı boşalması, sperm çıkışı olduğu anlamına geliyor mi?
Bakırcıoğlu, “Hayır” dedi ve şöyle devam etti: “Dışarı boşalan meninin içinde normalde salgıyla karışık yüzde 10 sperm, yüzde 30 prostat sıvısı ve yüzde 60 seminal vezikül salgısı var. Her boşalmada yaklaşık 1,5-4 ml meni dışarı atılıyor. Normal şartlarda her bir mililitrede yaklaşık 15 milyon ve üzeri sperm bulunuyor. Ancak menin çıkması içinde mutkala sperm olacağı anlamına gelmez. Testisinde üretim bozukluğu olan erkeklerin menisinde çok az miktarda hatta hiç sperm hücresi bile olmayabilir.”

Doç. Dr. Emre Bakırcıoğlu kimdir?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden 1990’da mezun oldu. Haydarpaşa Numune Hastanesi Üroloji Kliniği’nde 1992’de üroloji ihtisasına başladı.
1996’da Dr. Tom Lue’nun yanında ereksiyon bozukluğu ve nöro-üroloji konularında araştırma yapmak üzere Kaliforniya Üniversitesi’ne (San Francisco) gitti. Oradan aldığı bursla 2000’e kadar araştırma görevlisi olarak çalışmalarına devam etti.
2002 ile 2014 arasında farklı tüp bebek merkezlerinde erkek üreme sağlığı ve androloji uzmanı olarak çalıştı. 2013’de doçent oldu.
Erkek üreme sağlığı konusunda Kaliforniya Üniversitesi’nde Paul Turek, Teksas Houston Baylor Tıp Fakültesi’nde Dr. Larry Lipshultz ve NY Cornell Üniversitesi’nde Dr. Peter Schlegel yanında klinik gözlemci olarak birçok kez bulundu.