Yalçın Karatepe: Ne oldu da açlık sınırını standart referans noktası olarak almaya başladık?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

2024 yılında uygulanacak asgari ücret çarşamba akşamı açıklandı: 17 bin lira. Pardon, düzelteyim 17 bin 2 lira! Parası, pulu olmayanlar açısından iki liranın öneminin farkında olmalılar ki bunu da ifade etme ihtiyacı duymuşlar. Gerçi 5 liralık madeni para yaygınlaşınca ortada iki lira filan kalmayacak ama olsun. Bonkör iktidar o kadar detaylı düşünmüş ki yakında tedavülde olmayacak miktarı bile asgari ücrete dâhil etmiş.

Dün yeni asgari ücrete ilişkin değerlendirmeleri okurken en dikkatimi çekenler, belirlenmiş olan ücretin yetersizliğini ortaya koymak için bu tutarın birkaç ay içerisinde “açlık sınırının” altında kalacağını ifade edenler oldu. Evet, haklılar. Bu söyledikleri gerçekleşecek, çok geçmeden Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı verisi ile asgari ücreti birlikte gösteren grafikler dolaşacak ve bu tahminde bulunanların haklılıkları da teyit edilmiş olacak.

Peki, biz, ne oldu da açlık sınırını standart referans noktası olarak almaya başladık? Çalışanların elde ettikleri ücret karınlarını doyurmaya yetse, bundan memnun olup, ilan edilen asgari ücrete itiraz etmeyecek miyiz? Bu “kabullenme” bile bize ülkede var olan yoksulluğu ne kadar içselleştirdiğimizi göstermektedir. Bence asıl itiraz edilmesi gereken de budur. “Karın doyurmak” ekonomik refah hedefi olarak ortaya konulamaz! Asgari ücret yönetmeliğinde bile ücretin beslenme, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi gerektiği yazıyor. Ne yasal düzenlemelerde var olan haklarımızdan ne de insan olmaktan kaynaklanan haklarımızdan vazgeçmeliyiz.

Yalçın Karatepe’nin yazısı