Çar, Şeyh ve Fatih
Ç

BAHADIR KAYNAK

@bahadirkaynak

Putin’in Ortadoğu seyahatinde büyük iltifatlarla karşılanması bir dizi tartışmaya kapı araladı.

Ukrayna savaşı sonrası tecrit edilen, ceza mahkemelerinde yargılanacağı söylenen Rusya lideri etrafına örülen duvarı yıkıyor muydu? Birleşik Arap Emirlikleri’nde gösteri uçuşu yapan jetlerin Rus bayrağının renkleriyle manevraları ve Körfez’deki sıcak karşılama belki de buna işaret ediyordu. Kimi yorumcu meseleyi Gazze’deki durum yüzünden Batı ile Arap toplumları arasında açılan makasla ilişkilendirdi. ABD’nin her zamanki gibi İsrail’in kontrolsüz şiddetine gözlerini yumması tepki doğurmaktaydı. Zaten Körfez rejimlerinin Biden yönetimini pek sevmediği sır değildi. Trump’ın başkanlığında kristal küre önünde verilen poz çok gerilerde kalmıştı. Bu açıklamaya göre ABD’nin taraflı bölge politikaları bir kez daha küresel ölçekte Rusya’ya oyun kurma fırsatı tanımaktaydı.

Bu bakış açısıyla ilgili sorunlu kısım Rusya’nın Filistin meselesinde hatta daha genel biçimde Suriye gibi belirli sahneler dışında Ortadoğu’da etkisinin sınırlı olmasından kaynaklanıyor. Putin’in küresel siyasetteki önceliği Ukrayna’da dengeyi kendi lehinde çevirmek ve daha sonra becerebilirse bu süreçte zemin kaybettiği Kafkaslar ve Orta Asya’da yeniden kendisini göstermek olacak. Ukrayna savaşında sahaya fazla odaklananlar, uzun vade etkileri büyük olacak jeopolitik dönüşümleri gözden kaçırıyor. Rusya, NATO’nun genişlemesiyle burnunun dibine kadar gelen çok daha kapsamlı bir tehditle kalıcı olarak uğraşmak zorunda kalacak. Dolayısıyla Kruşçev zamanında Üçüncü Dünya’da yaptıklarına benzer bir huruç harekâtı için -ki o zamanki de pek parlak sonuçlar üretmemişti- çok fazla enerjileri olmayacak.

Bunu derken Putin’in ziyaretinin ve bölgede gördüğü hüsnü kabulün anlamsız olduğunu söylemek istemiyorum. Rusya için asıl mesele Ortadoğu’da ABD’nin jeopolitik ağırlığını dengelemek değil, daha çok enerji piyasalarındaki konumları sebebiyle Rusya’nın Körfez ülkeleriyle koordinasyonu için zemin oluşturmak. Bunun dışında silah satışı gibi konular bile ikincil derecede önemli.

Petrolün günlük kullanımının ciddi hacimlere ulaştığı 20’inci yüzyıl başlarından beri en önemli mesele yeterli miktarda bulunması değil, arzın kontrol edilmesi oldu. Çok sayıda tedarikçinin başına buyruk, herhangi bir koordinasyon mekanizması olmadan üretim yapması fiyatların çakılmasına sebep oluyordu. Ya da seksenlerde yaşandığı gibi anlaşmazlıklar sonucu fiyat savaşına girişmeleri benzer sonuçlara yol açıyor, sonunda üreticilerin hepsi kaybediyordu. Uzun süre büyük enerji şirketleri arzı ve dolayısıyla fiyatları kontrol etti. Daha sonra millileştirme hareketleriyle ulus-devletler kendi rezervlerine sahip çıkınca aynı görevi üstlendiler. OPEC’in kurulmasıyla birlikte bir koordinasyon mekanizması da oluşturuldu. 1973’te Yom Kippur savaşı sonrası uygulanan ambargo örgütün arzı kontrol etmekteki gücünü gösterdi. Bu gövde gösterisinin bedelini de büyük ölçüde aralarında Türkiye’nin de olduğu gelişmekte olan ülkeler ödedi.

OPEC’in en önemli sorunu fiyatları yukarıda tuttuğu sürece yeni oyuncuların yüksek karlar sebebiyle piyasaya girmesini teşvik etmesi ve aslında kendi altını oyması oldu. Rusya ve daha sonra Sovyetler Birliği petrol piyasasının her zaman önemli oyuncularında birisiydi; 20’inci yüzyılın son çeyreğinden itibaren giderek artan üretimleriyle de etkinliklerini artırdılar. Nihayet örgüte doğrudan üye olmasalar bile OPEC+ adı altında üretimin koordinasyonuna dahil edilmeleri gerekti. Onlar olmadan toplam arz üzerinde anlamlı bir karar vermek mümkün olmuyordu.

İşte Putin’le Körfez ülkeleri arasındaki yakınlığının gerekçesi bu çıkar ortaklığında aranmalı. Zira OPEC+ Biden yönetiminin bütün bastırmasına rağmen üretimde kısıtlamalara gitmeye devam ediyor. Bir süredir Amerikalıların kendi hataları yüzünden girdikleri enflasyon sarmalından çıkmaya da yüksek enerji fiyatları pek yardımcı olmuyor.

Böyle söylerken piyasayı takip etmeyen birisi petrol fiyatlarının OPEC+ sıkı tutumu sebebiyle rekorlar kırıyor olduğunu sanabilir. Neticede 2007 yılında petrol fiyatları 150 $ sınırına dayanırken, fosil yakıtların tükenmekte olduğu, büyük bir enerji kavgasının arifesinde olduğumuz söyleniyordu. Ama şu anda bütün yukarıda aktardıklarıma rağmen varil fiyatı 70$’ın altını test ediyor. Sebebi de teknolojik gelişmeler sayesinde üretimi hızla artan kayaç petrolünün oyunu kökünden değiştirmeye devam etmesi. Neredeyse tamamı Kuzey Amerika’dan gelen kayaç petrolü sayesinde ABD’nin Eylül’deki günlük üretim ortalaması 13.2 milyon varili geçerek rekor kırdı. Üstelik teknolojik gelişmeler sayesinde 5 sene içerisinde bu miktarın rahatlıkla 15 milyon varile ulaşacağı tahmin ediliyor. Petrol üretimindeki artışın yüzde 80’inin ABD kaynaklı olduğu düşünülünce oyunu kimin sürüklediği anlaşılabilir.

Bu dinamik Çar’la Şeyh’i bir arada oturup düşünmeye sevk eden en önemli faktör. Üstelik bu artışlar petrol tüketimindeki artışın yavaşlamaya başladığı bir döneme denk geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı petrol talebinin 2030’da zirve yapacağını ve o tarihten sonra burnunu aşağıya çevireceğini söylüyor. Böylelikle doymakta olan bir pazarda üretimini agresif biçimde artıran aktörlerin varlığı, diğer oyuncuların karlılığını korumak için daha sıkı durmasını gerektiriyor. Ancak OPEC+’in üretimde yaptığı her kısıtlama diğer oyunculara pazar payı kazanma fırsatı sağladığı için durum sıkıntılı. Gerçi kayaç petrolü üreticileri, konvansiyonel olanlara göre genellikle daha yüksek maliyetle çalışıyorlar. Bu sebeple olacak ki ,ABD varil fiyatları 75 doların altına indiğinde stratejik rezervleri için alım yapacağını ilan etti. Çin’in ekonomik yavaşlaması, fosil yakıtlardan kaçış derken bunun da ne kadar piyasayı tutabileceğini göreceğiz.

Hal böyleyken Dubai gibi fosil yakıt cenneti bir yerde İklim Zirvesi toplandı. Mesele her zamanki gibi karbon salınımının sınırlanması ve böylelikle küresel ısınmanın kontrol altına alınmasıydı. Fosil yakıtlara yatırımın hala devam ediyor olması ve gelir gelmez iklim protokolünü imzalayan Biden zamanında ABD’nin petrol ve doğalgaz üretimi rekorları kırmasındaki ikiyüzlülük haklı olarak eleştirilmekte. Rusya-Ukrayna savaşının etkisi sebebiyle Avrupa’da yeniden kömür tüketimindeki artışlar ve toplam karbon salınımının hala yükseliyor olması kimilerince meselenin tavsadığı şeklinde yorumlanıyor.

Burada da başlığa uygunluk açısından ön ismiyle bahsettiğim Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol’a geliyoruz. Petrolcüler kendi aralarında tepişedursun Birol’a göre dünya de-karbonizasyon yolunda önemli adımlar atıyor. Buna Çin’in ekonomik yavaşlaması gibi kontrol dışı değişkenler etki etse de başta Avrupa olmak üzere temiz enerjiye geçişte hızlanan bir süreç var. Şimdiden satılan her beş araçtan birisi elektrikli ve üstelik elektrik üretiminde de başta güneş enerjisi olmak üzere temiz kaynaklara yönelme var. Çin gibi büyük oyuncuların da temiz enerji vagonuna katılmasıyla bir çevre felaketine yol açmadan ‘yeşil devrim‘i gerçekleştirmek mümkün görünüyor.

Birol’un bu yöndeki çabaları sebebiyle bu hafta Macron’dan Legion D’Honneur nişanı aldığını da belirtelim. Fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişten en çok istifade edecek bölgelerden birisinin Avrupa kıtası olması ödülü anlamlı kılıyor. Rusya-Ukrayna savaşı sebebiyle bir kez daha ön plana gelen AB’nin enerji güvenliği sorunu da böylece hafiflemiş olacak.

Putin’in Körfez ziyaretine geri dönecek olursak Çar’la Şeyh’in buluşması yakın dönemin dinamikleri açısından elbette anlamlı. İklim değişikliğiyle mücadele denirken Amerikalıların fırsattan istifade pazar payı kaptığı da bir gerçek. Öte yandan gelecek, yeşil enerjiyle yazılacak. Bu bakımdan Fatih Birol’un aldığı ödül, Çar’la Şeyh arasındaki pazar payı pazarlığından daha uzun erimli etkileri olacak bir dinamiğe işaret ediyor.