Muhafazakar kesimde bugün ‘toplumsal’ olan ‘siyaset’in içine hapsedilmiş, siyaset ise siyasi aktörlere, şahıslara endekslenmiştir.
Bu durum, muhafazakar kesim içindeki sosyal ve kültürel farklılıkların siyaseti etkileme imkanlarını arka plana itmeye başlamıştır.
Siyasetin merkezde şekillenmesinin, orada üreyen ‘siyasi tavır’ın muhazafakar kesimde tek ve ana aidiyet kriteri hale gelmesinin, bu kesim üzerine tektipleştirici bir baskı, hatta bir iktidar baskısı kurduğu açıktır.
…Muhalif cephede de durum özü itibariyle farklı değildir. Bu cephede muhafazakar dünya ve sosyoloji hızla sözlere, simgelere, oradan hareketle bir siyasi akıma indirgenmekte, o siyasi akım ve siyaset ise tek bir şahıs üzerinden algılanmakta ve tanımlanmaktadır. Tayyip Erdoğan merkezli Türk siyaseti, AK Parti ve muhafazakar kesim okuması, özellikle sol çevrelerde eski reflekslere hızla geri dönüşün işaretlerini taşımaktadır. Bu, toplumu, toplumsal farklılıkları ve insanları sadece kapalı gruplar, ama önemlisi bu grupların temsil ettiği siyasi akımlar içinde algılama refleksidir.
…Liberal ve sol kesim de bu açıdan ciddi bir sınavdadır ve bu sınavı son derece kötü geçirmektedir. Toplumsaldan siyasala geri dönüşün ve bunun ürettiği radikalizmin faturası önce zihniyetedir.