Cengiz Aktar: Barış sürecinde iş döndü dolaştı iki yıldır demokratların söylediklerine dayandı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Çatışmasızlık hâli epeyidir iktidara yetiyordu. Diyalogdan müzakereye, haziran seçimine kadar ve akabindeki 4. seçim ‘başkanlık anayasası referandumuna’ kadar geçmek istemiyordu. Seçim kampanyası esnasında barış tartışılsın istemiyordu. Üzerinde mutabık kalındığı söylenen 10 madde arasında olması muhtemel özerklik ile anadil, seçime malzeme olsun istemiyordu. Oy oranına, dolayısıyla Erdoğan’ın ‘kendine özel başkanlık’ muradına zarar vereceğinden korkuyordu.

Bu tedirgin hesaplar son iki yıldır hep vardı. Kürt tarafı iktidarın hassasiyetini bilerek adım atıyor, konuşuyordu. Hattâ “seçimden önce dişe dokunur bir hareket olmaz” yaygın önkâbul hâline gelmişti. Bu defa ne oldu da, artık İç Güvenlik Paketi’ni doğrudan hedef alan HDP’nin duruşunda ve KCK’nin beyanlarında (barış süreci tehlikeli, kritik, bitme noktasında) görüldüğü gibi Kürt Siyasî Hareketi’nin tavrı değişti? Sanırım İç Güvenlik Paketi ile barışın birbirini sıfırlayan iki siyasa olduğuna, dolayısıyla asgarî demokratik bir ortam olmadan barışın kurulamayacağına kanaat getirildi. Eğer Kürdistan Türkiye’den kopmayacaksa demokratikleşme olmadan barışın inşa edilemeyeceğine ikna olundu. Demirtaş’ın, başkanlık sisteminin reddedileceği beyanı da bu çerçevede değerlendirilmeli. Yani iş döndü dolaştı iki yıldır demokratların söylediklerine geldi dayandı.

Gerçekten de İç Güvenlik Paketi memleketin sade batısını kuşatmakla kalmıyor tabiatıyla Kürdistanı ve oradaki fiilî durumu da kuşatıyor. Davutoğlu’nun boyuna ‘kamu düzeni’ dediği, “Kürt sorunu üzerinden yerleşmeye çalışan çevreler” dediği Kürdistan’daki ‘paralel yönetim’ olmasın?

Cengiz Aktar’ın yazısı