
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var / Tiyatro
Tiyatro Pera’nın ‘Barda Son Gece’ adlı yeni oyunu, erkeklerin zihnindeki hiç bitmeyen bir sorunun yanıtını veriyor.
Kadınlar kendi aralarında baş başa kaldığında ne konuşur?
Erkek egemen dünyanın dertli sorularından biridir bu…
Gecenin sabaha dönük bir saatinde, birbirini tanımayan üç kadın, kapatılıp herkesin eve gittiği bir barın kuşkulu karanlığında karşılaşır
Sabahın ilk ışıklarına kadar hayatı paylaşırlar… Nasıl?
Oyunun yazarı ve yönetmeni Nesrin Kazankaya bu sorunun yanıtını su gibi akan bir metin ve oyunculuklar eşliğinde seyirciye, öğretmeden anlatıyor.
Tabii dramaturg Şafak Eruyar’ı da unutmamak gerek. Yıllardır birlikte üreten ikilinin çalışmasından şiir gibi bir oyun ortaya çıkmış.
Yarısı yaşanmış, sonu belirsiz hayatlarının içinden çıkıp gelen üç kadın…
Elnara, ateş anlamına geliyor. Aynı zamanda çalışkan, inatçı ve komik. Başak Meşe canlandırıyor karakteri… Tertemiz bir oyunculuk… Oyundaki şakaları, seyirciden reaksiyon alınacak sözcük öbeklerini hayata geçirirken müthiş bir zamanlama… Ve iyi yorumlanmış bir karakter… Belli ki oyunun masa başı çalışmasına emek harcanmış.
Karadeniz üzerinden Azerbaycan’dan İstanbul’a gelmiş, pasaportuna el koyularak çalıştırılan bir temizlik işçisi Elnara… Üniversite mezunu, hayat mektebinden de doktorası var.
Oyuna ikinci giren karakterimiz Meltem. Özgürlüğüne düşkün, zeki, Amerika’da müzik okumuş, analitik bir karakter. Bir caz bar şarkısı… Yine abartısız bir oyunculuk ve sağlam duygu geçişlerini seyirciye doğru biçimde geçiren bir performans. Zeynep Er canlandırmış. Piyanonun başında şarkı söylerken de oyunculuğu kadar başarılı olduğunu söylemeliyiz.
Barın üçüncü gece yolcusu ise Suzan… Duyguları hızlı ateşlenen, heyecanlı, öfkeli ve sevdalı bir taverna şarkıcısı… Eğitimsiz. Hatta eğitime karşı inançsız. Hayatın salıncağında bir oraya bir buraya savrulmuş… Gökçe Burcu Zümrüt canlandırıyor karakteri… Erkek dünyasının hoyratlığı içinde pişmiş, pençeleriyle yüreği arasında kararsız kalmış bir gibi… Yine akışkan ve başarılı bir oyunculuk izliyoruz.
Üç oyuncu da sahne üzerinde rol çalmadan, gerektiği zaman karakterlerini oyunun merkezine taşıyarak fakat en önemlisi uyumlu ve birbirinin oyunundan keyif alarak şarkılarla süslenmiş bir performans ortaya koyuyor.
Kadınlık meselelerini halledememiş bir toplumda kadın oyunu yazmak zordur.
Hele toplumsal meselelere de değinen bir kadın oyunu…
Öğretici olmak tuzağı yazarın da yönetmenin de oyuncunun da yanında giyotin gibi durur. ‘Barda Son Gece’ oyunu ekip olarak bu tuzağa düşmemiş.
Göçmenlik sorunlarından, yarım kalmış kadın dünyalarına, oradan kumpaslarla, anlamsız savaşlarla sarsılan insan hikayelerine her şey yumuşacık ve müziğin notlarının hafifliği içinde aktarılıyor seyirciye…
Bunun kazancı, bir buçuk saat boyunca dikkatini bir an olsun yitirmeyen seyircinin oyunu ayakta alkışlaması.
Oyun perde kapandıktan sonra da devam ediyor izleyenin zihninde…
İnsanların hayatını zehir eden siyaset argümanları… Kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak zehir ettiği şu güzelim aşk meselesi… Her biri üzerine güçlü çağrışımlarla kapanıyor perde…
Kadınlar kendi aralarında ne konuşur?
Öncelikle baş başa kalan erkeklerin birbiriyle hiç olamayacağı kadar samimi ve içtendir kadınlar.
Birbirlerine baktıkları zaman yüreklerinin içini görürler. On binlerce yıllık insanlık tarihinden damıttıkları bir beceri belki bu… O nedenle kadınlar erkekleri çok erken anlar, erkekler kadınları çok geç! Belki de hep yanlış makaslarda karşılaşmış trenler gibi çatışıp durmalarının sebebidir bu…
Erkekler şiddet göstererek sağaltır acılarını, kadınlar duygu ve duyarlıklarını güçlendirerek.
Sözü artık tiyatroya bırakalım.
Sade ve anlaşılır konuşan, katmanları derin bir oyunu, iyi oyunculuklarla, gülümseyerek izlemek istiyorsanız ‘Barda Son Gece’ doğru bir seçim olacaktır.