Dünyada kabile devletinde dahi böyle bir uygulama olmaz. Enflasyon yüzde 85 iken kira artışlarının yüzde 25 ile sınırlı tutulması, ev sahibinin satın alma gücünde yüzde 32,43 oranında reel kayıp demektir. Bu uygulama sözleşme yapan iki kişiden birinin cebinden zorla para alınıp diğerinin cebine aktarılması demektir.
Fahiş kiraya engel olmak için, yıllık kiralar enflasyondan veya şimdi iş yerleri için uygulanan 12 aylık ortalama TÜFE’den yüksek olamaz denilebilirdi.
Kiraları reel olarak düşürmek, Anayasaya aykırıdır. Zira anayasa mülkiyet hakkının ancak kamu yararı ile sınırlanacağını söylüyor. Devletin Robin Hood olarak birinin cebinden zorla para alıp, diğerinin cebine koyması kamu yararı değildir.
İktidarın seçim popülizmi olarak bu söylemleri ve kanunla kiralara sınır getirmesi, konut kiralarında anarşi yarattı. Uyuşmazlıkları ve hileli yolları artırdı. Yeni kiralarla eski kiralar arasında uçurum yarattı.
Medeni Batı ülkelerinde, sosyal konut uygulaması; devletin konutu yaptıktan sonra, konutu olmayanlara ucuza satması, ucuza kiralaması veya kira yardımı yapması ile oluyor.
Türkiye’de üretici ve tüketici güveninin dip yapmasının ve ekonomik istikrarın bozulmasının bir nedeni de, hükümetin bu tür yanlış kararlarıdır.