
Türkiye’nin, iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonunu azaltmak amacıyla belirlediği 2030 iklim hedefi, 2022 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP27) açıklandı. Çevre, Şehricilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un açıkladığı güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nına göre 2030 yılı için yüzde 21 olarak açıklanan emisyon azaltım hedefi yüzde 41’e yükseltildi.
Sivil toplum kuruluşları da bu hedefin gerçeklikten uzak olduğu görüşünde: “Belirlenmiş bu emisyon azaltım projeksiyonu, 2053 için dile getirilen net sıfır hedefini tehlikeye atıyor ve ticari ve teknolojik yeterlilikleri sorgulanır olan karbon yakalama teknolojilerine ya da nükleer gibi ciddi güvenlik, çevre ve sağlık riskleri taşıyan ithal seçeneklere bağımlı kılıyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27’nci Taraflar Konferansı Mısır Şarm-El-Şeyh’de başlamıştı. İklim alanında faaliyet gösteren sivil toplum ve düşünce kuruluşları, Mısır’daki müzakereler öncesinde Türkiye’nin güçlü bir 2030 iklim hedefi vermesi yönünde ortak bir çağrı yayınlamış ve köklü değişikliklere gidilmeden, yüzde 35 mutlak azaltımla emisyonların mevcut seviyesinden 340 MtCO2e seviyesine inebileceğini ortaya koymuştu.
Azaltmayacak artıracak
Türkiye’nin 2038′i de emisyon tepe noktası olarak belirlediğini ifade eden Kurum şöyle dedi: “Paris Anlaşması’nı uygulamak artık bir tercih değil tüm ülkeler için zaruriyettir. Bu anlamda hepimiz etkin politikalar üreterek ülkelerimizdeki yeşil dönüşümü başarıyla gerçekleştirmek zorundayız.”
Sivil toplum ve düşünce kuruluşları bakanın duyurduğu hedefin gerçeklikten uzak olduğu görüşünde. Kuruluşlar ‘artıştan azaltım’ olması nedeniyle, sera gazı emisyonlarını azaltmak yerine artıracağına dikkat çekti.
Artıştan azaltım, emisyonların normal şartlarda artmaya devam etmesini kabul ederek bu artışın alınacak önlemlerle sınırlandırılmasını hedefliyor.
Sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin en güncel emisyon verisinin 2020 yılına ait 523,9 MtCO2e (milyon ton karbondioksit eşdeğeri) olduğunu hatırlattı. Bakanlığın 2030 için açıkladığı 500 MtCO2e indirme hedefiyle anlaşılanın, 2015’te verilen baz senaryodaki gibi Türkiye’nin emisyonlarının 1.175 MtCO2e’ye çıkacağının öngörüldüğü ve idarenin alacağı önlemlerle 700 MtCO2e civarına indirileceği olduğu belirtildi. Bakanlık açıklamasının bir azaltım hedefi olmadığına dikkat çeken kuruluşlar, aksine bu hedefin 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artışa neden olacağını belirtti.
‘2053 için dile getirilen net sıfır hedefini tehlikeye atıyor‘
WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Sabuncu bakanlığın hedefiyle ilgili şöyle konuştu: “Bakanlığın 2030’da ulaşmayı hedeflediği emisyon seviyesi 700 MtCO2e civarında. Bu, iklim STK’ları olarak sunduğumuz öngörünün (340 MtCO2e) iki katı. 2053 net sıfır vizyonuna planlı ve daha az maliyetli şekilde ulaşmak ancak bugünden gerçekçi bir azaltım hedeflenerek mümkün.”
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Direktörü Bengisu Özenç, açıklanan hedefin günümüzün gerçekleri ve 2053 net-sıfır hedefi iddiasıyla uyuşmadığını vurguladı: “Türkiye’nin son 30 yıldaki yıllık ortalama emisyon artışının yüzde üç olduğu düşünüldüğünde, azaltım senaryosunda öngörülen hedef basit bir şekilde tarihsel emisyon patikasından ayrılmayacağımız anlamına geliyor.”
Gerçek ve iddialı bir iklim hedefinin, mutlak emisyon azaltımı olması gerektiğini belirten İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği’nden Gülşah Deniz Atalar, “Emisyonları mutlak olarak, yani bugünden itibaren azaltmayı hedeflememiz gerekiyor. Bunun için azaltım hedefi, en son ve en güncel veriden yola çıkarak hesaplanmalı. Bakanlığın hesaplamasına göre, 2030’a kadar hiçbir önlem almadan Türkiye’nin neden olacağı sera gazı emisyonları hesaplanıp, bu artan emisyon düzeyi üzerinden bir azaltım hedefi belirleniyor. Bu hedef geçtiğimiz Taraflar Toplantısı’nda alınan ‘Daha güçlü 2030 hedefleri belirleme’ kararı ile uyumsuz” dedi.
Greenpeace Akdeniz Program Direktörü Sevil Turan, şunları dedi: “Belirlenmiş bu emisyon azaltım projeksiyonu, 2053 için dile getirilen net sıfır hedefini tehlikeye atıyor ve ticari ve teknolojik yeterlilikleri sorgulanır olan karbon yakalama teknolojilerine ya da nükleer gibi ciddi güvenlik, çevre ve sağlık riskleri taşıyan ithal seçeneklere bağımlı kılıyor. Oysa, 2030 itibariyle kömürden çıkış ve iklim krizine karşı toplumsal direnci aktif olarak artıracak adil dönüşüm politikalarını üretme tercihi, somut bir çözüm olarak burada ve erişimimizde.”
Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyacısı Duygu Kutluay’ın değerlendirmesiyse şöyle: ‘’Enerji üretimi için kullandığı fosil yakıtların (petrol, gaz ve kömür) yüzde 78’ini ithal eden Türkiye’nin fosil yakıt ısrarı, bize enerjide dışa bağımlılık, yüksek faturalar, giderek kötüleşen hava, su ve toprak kirliliği ile artan sağlık sorunları olarak geri dönüyor. Türkiye’nin bu iç içe geçmiş krizlerden çıkabilmesi için bir an önce iklim için adım atması gerekiyor. ‘Artıştan azaltım’, bu sorunları çözmek yerine, daha değerli kamu kaynaklarının uzun süre bu şekilde boşa harcanmaya devam edeceğini gösteriyor.”