'Şahları da Vururlar' kapalı gişe…

H. Ayhan Tinin / Sanat da var / Tiyatro           

insanatinart@gmail.com

Hepimiz ‘Ses-1885’te yerimizi aldık.

Rasim Öztekin, Levent Ünsal, ‘Rummenigge’ Erbil Çeviker… Hatta Erol Günaydın, Münir Özkul, Parkan Özturan… Herkes localarda, koltuklarda bir yerde… Koltuk, loca, balkon seyirciler…

Feran ağbi kuliste ve her yerde…

1980 yılında Küçük Sahne – Ortaoyuncular’ın ilk oyunu olan ‘Şahları da Vururlar’ bu sezon yeniden sahneleniyor.

İKSV’nin 26’ncı İstanbul Tiyatro Festivali’nin belki de en ‘afili’ oyunu Şahları da Vururlar!

Seyircisi benim gibi kırk iki yıl beklemiş… Her zaman sormuş ”Tekrar ne zaman sergilenecek” diye…

Oyun 1980 İranı’nın ve dünyanın, güncel-politik hikayesidir. Hem de nasıl sıcağı sıcağına yazılmış bir hikâye… Aydınları, liberalleri ve askerleri yanına alıp devrim yapan iktidar kısa sürede bu üç sınıfın da ileri gelenlerini ortadan kaldırarak, bambaşka bir ülke yapılandırıyor… İran’da her yer toz duman… Bütün politik cephelerde dengeler değişiyor… Musaddık’ın petrolü devletleştirmesinden daha radikal bir değişim bu…

Ferhan Şensoy tam o günlerde ‘Başkaldıran Kurşunkalem’iyle yarı Cihangir yarı Bodrum’da yazar, tamamlar oyunu… Sıra ustası Haldun Taner’e okutmaya gelir… Çırağından çok emindir Haldun Taner “Aç tiyatronu, başla oynamaya” diye yüreklendirir… Yapı Endüstri Merkezi’nin soğuk salonudur provaların ilk durağı… Sonra ver elini Küçük Sahne!

Bir tiyatro oyunundan fazlasıdır ‘Şahları da Vurular’! Bir kalem ustasının, muhalif olmaktan hiç vazgeçmeyen bir tiyatro işçisinin; yazar-oyuncu-yönetmen Ferhan Şensoy’un Türk Tiyatrosu’na attığı ıslak imzanın ilk ‘çızıktırığı’dır.

Oyun başladı. Feran ağbi dahil herkes sahnede! 

Oyunun 2022 kadrosunda eski-yeni oyuncular bir arada müthiş bir uyum ve hiç düşmeyen bir tempoyla bize kırk yıllık bir lezzeti yeniden sundular. Hiçbirinin adını tek tek yazmıyorum çünkü gerçekten heyecanları, metne hakimiyetleri, Ortaoyuncular’ın yeniden ”Perde” demesinin sorumluluğuyla, tertemiz bir sahne performansı sergilediler.

Oyun müziklerinde Ortaoyuncular ekolünü iyi bilen Nejat Yavaşoğulları, Gökhan ve Burhan Şeşen sanki kırk yıldır bu oyuna çalıyor gibiydiler.

Seyircinin ilgisi olağanüstüydü… Eski günler gibiydi desek yeridir.

Bence ‘Şahları da Vururlar’ bu sezonu kapalı gişe oynar.

Oyunun metni öyle güçlü ki; bir dönem oyunu gibi görülse de kırk yıl sonra seyredince, hikâyenin hiç eskimediğini, kişilerden bağımsız bütün durumların olanca evrenselliğiyle dünyanın farklı coğrafyalarında farklı biçimlerde yaşandığını görmemek mümkün değil. O halde bu oyun için artık, bir ‘klasik’ demek mümkün.

Ancak bir mesele var ki, düşünmeden edemedim.

Oyunun birinci perdesinin finalinin yeri değişmiş. Aslında şöyle; ilk yazıldığındaki yeri değişmemiş. Sonradan Haldun Taner ustanın verdiği perde finali (ki öyle oynanmıştı kırk yıl önce) değişmiş.

İşin özü hikâye şudur; Ferhan Şensoy’un oyunu okuttuğu Haldun Taner ilk perde sonundaki Ömer Hayyam’ın idamını sert bulur. Taner, ”Hayyam’a son isteği sorulsun o da İran’ın veliahtını görmek istesin, ‘Veliaht daha ortada yok’ denince, ‘Olsun menim acelem yok, men meklerem’ desin” der.

Yönetmenin oyunun bütünündeki yorumu ve başarısı saklı kalmak kaydıyla; perde sonunun değişmesi ve yukarıdaki bölümün ikinci perdeye alınması… Bence oyuna iyi gelmemiş, ikinci perdeyi de daha uzun hale getirmiş. Belki sezon da farklı bir düzende de izleme şansım olur. Nasılsa eş-dost bu sezon aralıklarla Ses-1885’teyiz.

Ey tiyatro seyircisi! Bu sezon ‘Şahları da Vururlar’ı, Ses-1885’i, Ortaoyuncular’ı, Feran ağbi’yi ve yazının girişinde saydığımız isimleri yalnız bırakmayın!

Beyoğlu’nda tiyatro nefes alsın, yaşasın…