Muhasebenin çözmesi gereken iki temel sorun “büyüklüğü ölçme” ve “gerçekleşme dönemini belirleme”dir. Muhasebenin en zayıf yönü ise (özellikle enflasyonun yükseldiği yıllarda) değeri değişen “para” ile yani adeta çektikçe uzayan, bıraktıkça kısalan lastik bir mezura ölçü alma zorunda kalınmasıdır. Hele hele, teminatı olsa bile, değer kaybetmesi muhtemel “sanal” varlıklara (krediler diye okuyun) hane halkının “gerçek” mevduatını yatıran bankalarda, kâr veya zararın dönemini belirlemek sıkıntılı bir işlemdir. İşlevi icabı “para batırma riski” yüklenen bankaların, devlet baskısıyla “zarar karşılıklarını küçük tutması” kârlarını olduğundan çok yüksek göstermelerine sebep olabilir. Akılda tutulması gereken bir diğer husus da şudur. Gerçek veya tüzel kişilerin sahip oldukları menkul ve gayrimenkul varlıkların fiyatı enflasyonist bir ortamda “olması gereken de fazla” yükselebilir. Bu süreçte oluşan kârlar, varlıklar satılmadıkça sanaldır. Dolayısıyla, milli servet artışı ve dağılımı hesapları da güvenilir değildir.