Türkiye bugün, Osmanlı atalarından devraldığı “el parasıyla kalkınma” iktisat politikasının doğal sonucu olan yeni bir “döviz bitti krizi” içindedir. Buna bir de pandemi ve Ukrayna savaşının yarattığı olumsuzluklar eklenmiştir. Pahalılık bu yüzden patlamıştır. Türkiye “cari fazla” veren bir ülke olsaydı ne dolar ne de fiyatlar bu kadar fırlardı. Bu patlamayı “nas var diye faizi indirmek” tetikledi. Nokta. Cari açığa dayalı büyüme politikasını kıyasıya eleştirmeme rağmen bazen de “herhalde başka türlü olamadığı için böyle oluyor” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Tezimden vazgeçmiyorum, ama ister AKP ister muhalefet seçimi kazansın bunun değişmeyeceği gerçeğini de kabullendim. Bu seçimleri muhalefet kazanabilir. Ama bu AKP+MHP “sıfır” oy alacak demek değildir. Kim iktidara gelirse gelsin, karşısında nüfusun asgari %40’ınca desteklenen diğer adayı bulacaktır. Erdoğan’a veya rakibine oy verenler, seçimden sonra buharlaşıp yok olmayacağına göre, liderleri de önemini koruyacaktır. Seçimden önce ve sonra huzur istiyorsak, öncelikle rakibi düşman olarak görmekten kaçınmak gerek.