Çevre örgütü Greenpeace’in 7 Eylül BM Uluslararası Temiz Hava Günü için yayımladığı rapor, evrensel bir sorun olmasına rağmen hava kirliliğiyle ilgili risklerin dünya nüfusunda eşit dağılmadığını, bazı grupların daha büyük risk altında olduğunu gösterdi.
Raporda, Türkiye’de doğum öncesi ve erken yaşta hava kirliliğine maruz kalan çocukların yetişkinliklerinde de sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarının daha yüksek bir olasılık olarak görüldüğü ve nüfusun tamamının hava kirliliği limitinin aşıldığı bölgelerde yaşadığı belirtildi.

Greenpeace’in ‘Tek Gökyüzünün Altında Farklı Hava: Hava Eşitsizliği‘ raporunda yedi ülkede nüfusun temiz havaya erişimi ve kırılgan grupların hava kirliliğine maruz kalmalarına ilişkin değerlendirmelere yer verildi.
Türkiye’de temiz hava hakkı mücadelesi uzun yıllardır, ‘sessiz katil’ olarak nitelenen ‘partikül madde 2.5 (PM 2.5)‘ için evrensel standartlarla uyumlu bir limit değer belirlenmesini talep ediyor.
Bu talebe Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın en somut cevabı 2021’deki taslak hava kalitesi yönetmeliğiydi. Taslakta belirlenen limit bugünün ihtiyaçlarına cevap vermemiş olsa da kanserojen kirletici ‘PM 2.5‘ ile mücadele için önemli bir başlangıç kabul edilmişti. Ama aradan geçen bir yıla rağmen ne sivil toplumun taleplerine yönelik taslak iyileştirildi ne de mevcut haliyle yürürlüğe sokuldu.
Rapordan Türkiye’ye dair öne çıkan bazı çarpıcı veriler şöyle:
*Nüfusun yüzde 100’ü limitin aşıldığı bölgelerde yaşıyor.
*Dünya Sağlık Örgütü geçen yıl kirleticilerle mücadelede kemerleri sıktı ve PM 2.5 için minimum sağlık etkisi yaratacak limit değeri yıllık olarak 5 mikrogram olarak belirledi. Ama Türkiye’de nüfusun tamamı bu limitin yıllık olarak aşıldığı bölgelerde yaşıyor.
*Nüfusun yüzde 67’si 25 mikrogramın üstünde PM 2.5 kirleticisine maruz kalıyor.
*Avrupa Birliği’nde 2020’ye kadar ‘sessiz katil’le mücadele etmek için belirlenen limit 25 mikrogramdı. Bu limitin, 2013’te PM 2.5’la ilgili yeni gelişmeler ışığında 20 mikrograma çekilmesi planlandı. Özellikle DSÖ çatısı altında araştırmalarını yürüten Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın bu kirleticiyi yüksek düzeyde kanserojen madde olarak sınıflandırması limit değerdeki değişikliğin temel nedeni oldu.
*Bugün,Türkiye’deki nüfusun yüzde 67’si PM 2.5 kirleticisine yıllık ortalama 25 mikrogramın üstünde yoğunlukta maruz kalıyor. En düşük PM 2.5 kirliliği ortalamasına sahip şehirlerde bile insanlar DSÖ limitlerinin üstünde kirlilikle yaşamak zorunda kalıyor.
*Riskli gruplar hava kirliliğine karşı yüzde 100 savunmasız. Araştırmalar hava kirliliği karşısında yaşlılar, çocuklar, hamile kadınlar ve sağlık sorunu olan bireylerin riskli gruplar olduğunu gösteriyor. Hava kirliliğinin erken doğum, bebek ölümleri, nörogelişimsel sorunlar, alt solunum yolu enfeksiyonları, akciğer fonksiyonu, astım ve çocukluk çağı kanserleriyle ilişkilendiren güçlü kanıtlar sunuyor. Doğum öncesi ve erken yaşta hava kirliliğine maruz kalan çocukların yetişkinliklerinde de sağlık sorunlarıyla karşılaşmaları daha yüksek bir olasılık olarak görülüyor.
*Türkiye’de yaşlı nüfusun tamamı 5 mikrogramın üzerinde yıllık ortalama PM 2.5 kirliliğine maruz kalıyor. Yüzde 66’sıysa söz konusu kanserojen maddeyi DSÖ’nün belirlediği yıllık miktarın beş katından fazla soluyor.
*Çocukların tamamı DSÖ limitinin belirlediği limit değerin üstünde bir kirlilikle karşı karşıya. Yüzde 70’iyse DSÖ’nün belirlediği limitin beş kat üstündeki kirliliğe maruz kalıyor. Bu oran genel nüfusta olduğundan daha yüksek.
*Hamilelerde yıllık ortalama PM 2.5 kirleticisine 5 mikrogramın üzerine maruz kalma oranı yüzde 10 olarak tahmin ediliyor. Söz konusu maddeye 25 mikrogramın üzerinde maruz kalan hamilelerin oranıysa yüzde 64.
*Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy evrensel standartlarla uyumlu bir limit değer belirlenmesinin önemine dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Bugün hala gezegenin en tehlikeli kirleticisiyle mücadele edecek bir limit değerimiz yok. Eğer PM 2.5 kirliliğini DSÖ’nün tavsiye ettiği limit değerle sınırlayabilseydik, uzun dönemde yaklaşık 56 milyon insanımızın ortalama yaşam süresini dört yıla kadar yükseltebilir ve erken ölümlerin önüne geçebilirdik. Ortak hayalimiz mavi bir gökyüzü ama bazılarımız kirli endüstrilerin gölgesinde yaşamaya mahkum ediliyor ve bu hayalden diğerlerine göre daha uzak kalıyor. Bunun önüne geçmenin en hızlı yolu hava kirliliğinin yoğun olduğu ilçelerde koruma bölgesi ilan etmek. Koruma bölgesi enstrümanını kullanabilmek içinse bir limit değere ihtiyacımız var.”