Âşıklar Bayramı'nın yazarı Kemal Varol: Yol asıl bundan sonra başlıyor

ECE PİROĞLU

ecepiroglu@diken.com.tr

Kemal Varol’un aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ‘Âşıklar Bayramı’ önceki gün Netflix’te izleyiciyle buluşmuştu. Yirmi beş yıldır birbirini görmeyen baba-oğulun çıktıkları yolculukta hesaplaşmasını anlatan filmin yönetmen koltuğunda Özcan Alper otururken, başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ ile Settar Tanrıöğen paylaşıyor.

Yazar Kemal Varol (solda) Settar Tanrıöğen ve Kıvanç Tatlıtuğ

Dün yönetmeni ve senaristi Özcan Alper’den dinlediğimiz filmi bugün de kitabın yazarı Kemal Varol’la konuşmaya devam ediyoruz.

‘Yol asıl bundan sonra başlıyor’ diyen Varol, filmden bir gün önce yayımlanan Aşıklar Bayramı’nın devamı olan ‘Babamın Bağlaması’ adlı kitabında bu kez hikayeyi babanın değil oğulun gözünden öğreneceğimizi söylüyor.

‘Üç romanda da aynı aşkın izini sürüyorum’

Bu hikayeleri yazarken nelerden, nerelerden ilham aldınız?
Âşıklar Bayramı, aslında bir üçlemenin ikinci kitabı. ‘Ucunda Ölüm Var’, ‘Âşıklar Bayramı’ ve ‘Babamın Bağlaması’. Aslında bu üç romanda da aynı aşkın izini sürüyordum. Ama Âşıklar Bayramı aynı zamanda bir baba-oğul romanı. Tıpkı bazı aşklar gibi, yaşanmamış, eksik kalmış, yarasını sonraki kuşağa devretmiş bir baba-oğul ilişkisinin, yolculuğunun romanı.

Hiç şüphesiz, yazarken kendi oğulluk ve babalık deneyimlerim eşlik etti, vaktiyle yaşadığım yas süreci de yardım etti bana. Türkiye ve dünyadan aynı konuyla alakalı sayısız metin de aklımın bir kenarında durdu hep. Yine de sanırım en çok babamdan ilham aldım bu romanda. Doğrudan onun hikayesi değil elbette bu kitap ama yazarken bir duygu olarak, oturup kalkmasıyla, suskunluğuyla, neşelendiğinde gürül gürül anlatmasıyla, sonra tekrar susmasıyla hep babam yanı başımdaydı. Belki de onunla olan hikayemi de bu romanla tamama erdirmek istedim.

‘Başka yönetmenler de istemişti’

Kitabınızın bir filme çekilmek istendiğini duyduğunuzda tepkiniz ne oldu? Kitabın özünden kopacağı gibi kaygılar yaşadınız mı, süreç nasıldı?
Roman yayımlandıktan birkaç ay sonra ilk olarak okurlar bu romanın sinema filmi olabileceğini dillendirmeye başladı açıkçası. Yazarken böyle bir çabanın içinde olmadım hiç. Ama daha sonra kitabı okuduğumda okurların haklı olduğunu anladım.

Evet, romanın bilinçli yapılmasa da sinematografik bir tarafı vardı. Yine bir okurum aracılığıyla Özcan Alper’e ulaştı roman. Şunu söylemem lazım, çok sevdiğim bir yönetmendir Özcan Alper. Hatta Âşıklar Bayramı’nı yazarken sık sık onun ‘Gelecek Uzun Sürer’ filmini izlerdim, yol sahneleri sebebiyle. Açıkçası romanın değiştirebileceği, temel derdinden uzaklaşabileceği kaygısı hep vardı ama Özcan’la böyle bir projede yollarımızın kesişmesi kaygılarımı en aza indirdi. Edebiyat uyarlamaları risklidir. Hem yazar hem de yönetmen için. Sanırım Özcan da ilk kez bir edebiyat uyarlaması çekti. Başka yönetmenler de istemişti bu hikayeyi. Ama hikayemi Özcan Alper’e sonsuz bir güvenle teslim ettim.

Roman sinemaya aktarılırken kimi değişikler olmuş. Bunları nasıl karşıladınız?

Eklemeler, çıkarmalar olacağını, hikâyenin yer yer değişeceğini (nitekim değişti de) baştan kabul etmem gerekiyordu. Ama romandaki o ruhun sinema sanatının zaman ve mekan sıkıntılarına rağmen korunacağını bilerek teslim ettim hikayemi Özcan Alper’e. Nitekim beklediğim gibi oldu her şey. İçime fazlasıyla sinen bir film oldu. Bir roman bütünüyle sinemaya aktarılamaz, bunu unutmamak lazım. Ayrıca yönetmenin bakışı, bir hikayeyi zihninde nasıl şekillendirdiği, onu nasıl dönüştürdüğü kabulüyle düşünmek gerekiyor
kanımca. Bu açıdan kimi değişikliklerin olması kaçınılmazdı. Hem romana sadık kalmak, hem romandan uzaklaşıp yepyeni bir dil kurmanın güçlüğünü en baştan tahmin ediyordum. Bu yüzden bu projeye çok az dahil oldum. Romanın temel meselelerinin ve kimi mekanlarının (özellikle bütün romanlarımdaki Arkanya’nın) filmde korunduğunu, romanın aslına büyük oranda sadık kalındığını görmekten, ortaya çıkan bütünden memnunum.

‘Bağlama hem geçmişe hem geleceğe dair anahtar vazifesi görüyor’

Heves Ali hayatına giren kadınların kalbini kırmış onları ardında bırakmış hep, Yusuf’un da kadınlar konusunda babasının yolundan ilerlediğini söyleyebilir miyiz?
Heves Ali’nin yaptığı bir çeşit helalleşme yolculuğu aslında. Hem bir zamanlar kalbini kırdığı kadınlardan helallik almaya çalışıyor, hem de giderayak oğluyla vedalaşırken ona bir hayat hikâyesi, sonraki hayatı için küçük bir yol haritası bırakıyor bir bakıma. Âşıklar Bayramı’nın devam romanı Babamın Bağlaması’nda bunu daha iyi görecektir okurlar ama baba hastalanırken aslında Yusuf’a bir iyileşme reçetesi de sunuyor son günlerinde. O gittikten sonra hayatına nasıl yön vereceğine, bir kısmının müsebbibi olduğu sorunları nasıl çözeceğine dair küçük işaretler belki de. Bağlama, hem romanda hem filmde iyi bir metafordu. Babanın bağlaması hem geçmişe hem de geleceğe dair bir anahtar vazifesi görüyordu bir bakıma. Yusuf’un o bağlamayla ne yapacağı önemli olan.


Bir baba-oğul hesaplaşması değil aslında hesaplaşamamasını izliyoruz. Yusuf, babasının neden onu hiç aramadığını öğrenemedi. Yusuf affedebildi mi babasını?

Bunu söylemem biraz güç. Belki babasının hikayesini tam olarak öğrenebilseydi bu mümkün olacaktı ama babasını dinlemedi Yusuf. Ebeveynlerimizin hikayesinin ne kadar kıymetli olduğuna dair küçük bir işaret vardı roman ve filmde. O işareti alıp almamak, onunla ne yapacağına karar vermek ancak okurun, izleyicinin bileceği bir durum.

Aşıklar Bayramı, üçlemenin ikinci kitabı

‘Yol asıl bundan sonra başlıyor’

Yol bitiyor mu yoksa asıl yol bundan sonra mı başlıyor?
Galiba yol asıl bundan sonra başlıyor. Çünkü baba-çocuk meselesi hem romanda hem de filmde olduğu yerde kaldı. Biliyorsunuz, biz konuşarak değil, susarak, biriktirerek yaşayan bir toplumuz. Yusuf ve babasının ilişkisi de öyle. Hem romanda hem filmdeki o suskunluklar biraz o yüzden. Yusuf’un bir türlü konuşmaya başlayamaması, babasının ona dokunamaması gibi sayısız ayrıntı. Babalarımızla konuştuklarımız bir paragraf bile etmiştir gerçekte.

O yüzden Yusuf’a kısa bir yolculuk daha yaptırmak istedim yeni romanımla. Yusuf, içindekileri döksün, rahatlasın, kendi hayatını düzene soksun, yolun nereye varacağını görsün, o da aşklarıyla yüzleşsin, hep suskunluklarla inşa edilmiş o baba-oğul ilişkisine dair son bir sözü olsun, babasının ölmeden önce ona teslim ettiği bağlamayla ne yapacağını bulsun istedim ‘Babamın Bağlaması’yla.

Bir baba-oğul hesaplaşması, Alevi kültürüne saygı duruşu: Âşıklar Bayramı