Soçi Zirvesi’nin üstünden iki geçmesine karşın yandaş medya ve Cumhur İttifakı cenahında tartışmanın sadece Suriye politikası değil Davutoğlu’nun şahsında yeni Osmanlıcı dış politikanın eleştirilmesine gelinmesi elbette ki ilginçtir.
Elbette bunda tek adam yönetiminin yandaş medya üstündeki ağır baskısı ve Cumhur İttifakı partilerinde Bahçeli ve Erdoğan’ın gözüne bakmadan konuşulamamasının belirleyici etkisi vardır. Ama gelinen yerde; Suriye-Türkiye ilişkilerini normalleştirmesi ile ilgili girişimlerin güçlükleri dikkate alındığında; gelişmelerde yer yer çatışmaların çıkması, zorluklarla karşılaşılması, zikzaklı olması,… beklenmez değildir. Ama geçen kısa sürede şöyle iki gelişme, sürecin bundan sonrası için de önemlidir.
Bu iki gelişmeyi şöyle özetleyebiliriz:
1-) 2007’deki “aktif dış politikaya geçiş” tartışmalarıyla başlayıp, Suriye iç savaşını bu politikanın ete kemiğe büründürme alanı olarak gören girişimlerin, yeni Osmanlıcı dış politikanın artık çöktüğünün iktidar tarafından da kabul edilmiş olmasıdır.
2-) Suriye politikasında girilen yolda Putin-Erdoğan ilişkisi, bu ilişkide Putin’in rolü belirleyici hale gelmiştir. Bundan sonra da ekonomide, dış politikada, giderek de iç politikada da sonuçlarını göreceğiz.