Seçime en fazla bir yıl kalmışken, Gezi’nin talepleri daha elzem, ama vaziyet daha kötü. Yoksullukla, açlıkla sınanan; denizi, toprağı talan edilmiş; açıktan küfür işitmiş; dışarda itibarı, içerde gururu incinmiş insanlar hayatından söküp alınan umudu, neşeyi geri istiyor. 9 yıl önce Erdoğan’ın ‘Çapulcu’ deyip küçümsediği milyonlar o gün gülüp sahiplenmişlerdi bu sözü belki ama bugün ‘çürük ve sürtük’ yakıştırmasını kabul etmiyor, etmemeli de. “Kusuru kendisine söylenmeyen, ayıbını hüner zanneder” diye uyarmış Sadi Şirazi binlerce yıl öncesinden… “Milletimiz Gezi olaylarına nasıl bakıyorsa biz de aynı yerden, milletimiz Gezicileri nasıl tanımlıyorsa biz de aynı sıfatları kullanıyoruz” demiş Erdoğan son konuşmasında. Çapulcuyu hatırlatmış ama çürükten, sürtükten dilini uzak tutmuş bu kez. Kim bilir, belki de Burdur’dan bağıran 65 yaşındaki o kadının sesi yankılanmıştır sarayın duvarlarında. “Yarın dilekçe vereceğim. Diyemez! Sürtük değiliz! Ben sürtük değilim! Diyemezsiniz!” Erdoğan, belki de Gezi’de evinden çıkmamışlara da ulaşmıştır böylece.