BAHADIR KAYNAK*
1898 yılında Havana limanında ABD donanmasına ait Maine zırhlısı bilinmeyen bir sebeple infilak edip battığında Küba ile Amerika’yı birbirine bağlayan gelişmeler silsilesi başladı. Zırhlının batış sebebi üzerine spekülasyonlar arasında Amerikalıların İspanya’ya savaş ilan edebilmek için bu patlamayı tezgahladığı da vardı…
Maine’in batışı ABD’nin kendi içine kapalı dünyasından çıkıp küçük de olsa bir sömürge imparatorluğu kurmasının ilk adımı olacaktı. Bir yüzyıl boyunca, Amerikalılar gözünü dünyaya ilk diktiğinde karşılarına çıkan Karayipler’deki bu ada ülkesinin dünyanın yeni egemenine ayak bağı olacağını öngörmek o günden mümkün değildi.
Kübalılar fakirlikten kırılırken
20’nci yüzyılın ilk yarısında ABD’nin ekonomik etki alanında kalan Küba, zengin Amerikalı turistler için plajlar, lüks restoranlar, kumarhaneler, randevuevleri anlamına geliyordu. Halkın büyük çoğunluğu fakirlik içinde kırılırken zengin kuzeyli komşuları Karayipler’in bu cennet adasının keyfini sürdü.
Ne var ki ABD destekli diktatör Batista’nın rejimi, Fidel Castro’nun liderliğini yürüttüğü Küba Devrimi karşısında tutunamadı. ‘Baba’ filminde Al Pacino’nun canlandırdığı Michael Corleone’nin yıkılan rejimin son saatlerinde Havana’yı terk edişi unutulmaz bir sahnedir.
Destansı öyküler yetmiyor
O yıkılış ve Küba’nın bu gözü pek ve genç devrimciler tarafından yeniden kuruluşu, Soğuk Savaş döneminin Che gibi, Castro gibi efsanelerinin de doğuş öyküsüdür aynı zamanda. Dünyanın en büyük gücü tarafından desteklenen bir diktatörlük, yürekli genç savaşçıların elinde un ufak olmuştur.
Bununla birlikte tarihin akışını anlamak için romantik, destansı öyküler yeterli olamıyor.
Küba’nın 20’nci yüzyıla damgasını vurması asıl füze kriziyle gerçekleşecekti. ABD’yi kendi arka bahçesinde sıkıştırmak isteyen Sovyetler’in Küba’ya balistik füzeler yerleştirmeye kalkması Soğuk Savaş’ın nükleer bir felakete dönüşmeye en yaklaştığı dönem oldu.
Devrimci romantizmin kalbi
ABD’nin kararlı tutumu karşısında füzeleri sökmek zorunda kalan Sovyetler, karşılığında adanın işgale uğramayacağı teminatını aldı. Bir otuz yıl daha Küba, özellikle Latin Amerika için, devrimci hareketlerin en azından kalben yöneldiği merkez oldu.
Öyle ki Küba devriminin efsane ismi Che, devrimi tüm kıtaya yayabilmek için Bolivya’da rejim güçleriyle çarpışırken can verdi. Kübalı milisler Angola’da, Kongo’da silahlı sol hareketleri eğitmek ve onlarla birlikte çarpışabilmek için dünyanın ücra köşelerine gitti. Küba, Soğuk Savaş boyunca devrimci romantizmin kalbi oldu. O kalbi ayakta tutan ise Sovyetler’in dönem boyunca cömertçe sunduğu yardımlardı.
Chavez’li yıllar
Soğuk Savaş sona erdiğinde ise Küba’nın ekonomik anlamda ayakta kalmasını sağlayan güç, Karayipler’in güneyindeki kuzeni Venezüela ve onun Bolivarcı devriminin lideri Chavez oldu.
15 yıl boyunca, eksilen Sovyet desteğini ikame eden Chavez yönetimi Küba’yı ucuz petrol ve maddi yardımlarla suyun üzerinde tutmaya devam etti. Bunun karşılığında Kübalılar Venezüela’ya fakir ailelerin bakımı için doktorlarını gönderdi. Bu dayanışma o boyutlardaydı ki Venezüelalı muhalifler Chavez’i ülkenin zenginliklerini Küba’ya peşkeş çekmeyle suçladı.
Chavez’in ölümü ve yerine kötü bir kopyası olan Maduro’nun gelmesi bu ittifakın tavsamaya başlaması için küçük bir ilk adım oldu. Ancak Venezüela’nın Bolivarcı devriminin de ayakta durabilmesi yüksek enerji fiyatlarına bağlı olduğundan Küba’nın son nefeste tutunduğu dala da ilânihaye güvenilemezdi.
Nitekim yıllarca popülist harcamaları finanse eden kaynaklar petrol fiyatlarındaki dramatik düşüşle kuruyunca Venezüela’nın ölüm dalışının önünde bir engel kalmadı. Küba, Karayipler’in ortasında elindeki son dayanağı da yitirmekteydi.
İlginç zamanlama
Tüm bu gelişmelerin sonunda Obama’nın Küba’ya uzanan dostluk eli ilgi çekici bir zamanda geliyor. Konuşmasında “Hepimiz Amerikalıyız” diyen Obama casusluk suçlamasıyla 1998’den beri hapishanede bulunan üç Kübalı mahkumu serbest bıraktıklarını ve daha önemlisi ilişkileri normalleştireceklerini açıklıyor.
1961’den beri süren ambargonun kalkması ve Amerikalı turistlerin Küba’ya akın etmesi ada için bulunmaz bir nimet. Özellikle Florida’da yerleşik Kübalı muhaliflerin bir kısmı bu durumdan memnun olmayabilir ve Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında sıkı çekişmeye sahne olan bu eyalette Kübalıların oylarını kaybetme riski yönetim açısından ciddi bir sorun yaratabilir.
Soğuk Savaş’ın sonu
Yine de yıllarca Florida oylarının bıçak sırtı durumu yüzünden, daha çok iç politika gaileleriyle uzak durulan Küba’da artık Soğuk Savaş sona eriyor. Obama yönetimi iç politika açısından risk taşıyan bu adımı atmayı göze alıyor ama Küba diasporasının da yakınlaşmaya muhalefeti en azından biraz gevşemiş olabilir.
Soğuk Savaş yıllarından kalma bu sorunla siyaseten donan Karayipler’in bu sımsıcak adası, görünen o ki artık kaybedilen yılları telafi edebilmek için dünyamıza geri dönüyor. Küba sokaklarından şarkıcılar dünyanın geri kalanına sesleniyor “Lagrimas Negras”la (Siyah Gözyaşları)…
Beni yapayalnız bıraksan da
Bütün hayallerimi öldürsen de
Sana haklı bir öfkeyle lanet etmek yerine
Düşlerimde sana dua ediyorum
*Akademisyen