TUĞBA ÖZER
@tugbaaozerr
İstanbul’un Kuzguncuk semtinin 19 yıllık bakkalı da 31 Mart’tan sonra yerine, hali hazırda zaten tüm mahalleyi kaplayan kahvecilerden biri daha açılsın diye kapanıyor. Yılların bakkalı giderken müşterilerine manidar bir ikramda da bulunuyor: Çengelli iğne. İhtiyaç duyarlarsa mahallede bundan böyle satacak bir yer bulamazlar diye.

Karaköy, Balat, Yeldeğirmeni, Cihangir, Tarlabaşı, Arnavutköy gibi İstanbul’da ‘Gentrification’ yani ‘soylulaştırma’ biraz daha halk deyimiyle söyleyecek olursak ‘jantileşme’ sürecinin yaşandığı semtlerin başında gelen Kuzguncuk İstanbul’da hala mahalle kültürünün yaşandığı az sayıdaki yerlerden biriydi.
Cami, kilise ve sinagogun iç içe olduğu, Boğaz’a nazır konumu, bostanı ve tarihi ahşap yapılarıyla şehrin en eski mahallerinden biri olan Kuzguncuk, yaşanabilir bir mahalle özelliğinden ziyade sosyal medyanın da etkisiyle giderek daha çok ziyaretçinin fotoğraf çekmek için uğradığı turistik bir rotaya dönüştü.
Son üç-dört yılda Kuzguncuk’a gösterilen ilgi arttıkça konut ve kira fiyatları ‘uçtu.’ Mahallenin ana damarlarından biri İcadiye Caddesi’ndeki dükkan ve ev sahipleri mülklerini yüksek meblağlara satmaya başlayınca dükkanlar birer birer el değiştirdi, mahalle esnafının işlettiği küçük dükkanların çoğunun yerine yeni nesil kahve dükkanları, restoranlar açıldı.

Üsküdar Belediyesi de ‘prestij cadde projesi’ adı altında caddenin yolunu genişletip araç trafiğine tamamen açınca mahalledeki sessizliğin yerini iyiden iyiye araç gürültüsü aldı, kaldırımlar boydan boya masa sandalyelerle işgal edildi.
‘Dönüşüm burayı değerlendirdi ama ekmeğimizi elimizden aldı’
19 yıl önce emekli fen bilgisi öğretmeni Ahmet Ceren’in açtığı ve eşi Aysun Ceren’le işlettiği ‘Marküteri Kuzguni’ ismindeki bakkal Kuzguncuk’ta yaşanan dönüşümün son kurbanı oldu. Mülk sahibi dükkanı 400 bin dolara satmak istedi, kiracı Ceren parayı ödeyemeyeceğini söyleyince başkasına sattı. Satın alan da “Ben buraya kafe açacağım çık” dedi. Ceren’e kapatmak dışında bir seçenek kalmadı.

Bakkala girer girmez önce Can Yücel’in Kuzguncuk için yazdığı dizeler sonra da bu yazı sizi karşılıyor: “31 Mart son gün. Kapatıyoruz.”
Ceren durumunu şu sözlerle anlatıyor:
“Çıkmak zorunda kalıyoruz. Buradaki dönüşüm olmadan önce dükkanı 100 bin dolara satamazdı. Benden 400 bin dolar istedi. Oysa burası 100 bin dolar bile etmezdi. Dönüşüm burayı değerlendirdi ama bizim de ekmeğimizi elimizden aldı. Alan kişi kiracıyla yani bizimle bir kere bile görüşmedi. Neden? Çünkü param var şımarıklığı. Paranın gücü. Kuzguncuklular evlerini iki üç katına satıp, başka yerlerden ev aldılar. Dükkan sahipleri de öyle. Olan esnafa oldu. Mahalle kültürü de bitiyor. Çoğu kişi kaçıyor artık buradan. Dört sene öncesine kadar buradaki tüm esnaf birbirini tanırdı. Şimdi kimse kimseyi tanımıyor.”

Ceren’in yakındığı, yalnızca dükkandan çıkmak zorunda olmaktan ibaret de değil. Alkol ruhsatı verilmediği için yeni bir yer açamamaktan da bahsediyor: “Alkol ruhsatını hiçbir yere taşıyamıyorsun, devredemiyorsun. Yeni ruhsat al diyor ama zaten onu da vermiyor. Okula, medreseye, camiye, Kur’an kursuna kreşe, mezarlığa yakın olmayacak. Öyle bir yer yok Kuzguncuk’ta. Olsa da zaten Üsküdar Belediyesi alkol ruhsatını vermiyor. Bize, ‘Geberin’ diyorlar yani. 19 yıl önce alkol ruhsatını aldığımda böyle bir şey yoktu. Devredebiliyordun, taşıyabiliyordun.”
Emekli öğretmen Ceren’in dükkandan giderken manidar bir hediyesi de var. Dükkana uğrayanlara çengelli iğne veriyor:
“15 yıl önce bir mahalleli gelip ‘Çengelli iğneyi nereden bulabilirim’ diye sormuştu. Ben de ben satıyorum demiştim. Çok sevinmişti. Bakkal her şeyi satar. Şimdi giderken elimizde kalan çengelli iğneleri gelen son müşterilere ikram ediyoruz.”

‘Çok para kazanacağım diye bu güzelliği bozmaya hakkım var mı’
33 yıldır mahallede yaşayan ve 10 yıldır da çay evi işleten Murat Ardağanlı da mahallenin yeni halinden memnun olmayanlardan: “10 yıl önce burada yalnızca altı-yedi tane küçük kahvehane vardı. Burası 10 yıl önce köy gibiydi. Üç-dört yıldır Kuzguncuk rağbet görmeye başladı, dışarıdan göç aldı. Buranın halkı yüksek meblağları görünce evlerini sattı. Bir sene sonra pişman olup geri gelenler sattıkları fiyatın iki katına bile ev bulamadılar.
Buranın özelliği artık kaybolmaya başladı, Ortaköy’e döndü burası. Ben esnafım ama yine de kalabalıktan memnun değilim. Çok para kazanmak istemiyorum ben buranın güzelliğinin bozulmamasından yanayım. Çok para kazanacağım diye bu güzelliği bozmaya hakkım var mı? Burası rant yeri değil.”

‘Ticari olarak şu anki hali daha iyi’
Yine İcadiye Caddesi’ndeki bir vakfa ait binada kiracı olan ‘Palanın yeri’ isimli küçük bir restoranın işletmecisi Metin Şengür ise Kuzguncuk’taki dönüşümden ve kalabalıktan mahalle sakini olarak memnun olmadığını ancak esnaf olarak memnun olduğunu söylüyor:
“Ben hem bu mahallede oturuyorum hem de esnaflık yapıyorum. Ticari olarak elbette şu an daha iyi. Ama mahalleli olarak konuşacak olursam eski hali daha iyiydi bana kalırsa. Çok kalabalık oldu. Gelen esnafın yüzde 90’ı dışarıdan artık. Çoğunu tanımıyorum. Eskiden böyle değildi. Eski samimiyet hiç kalmadı. Eskiden evden çıktığımda herkese selam verirdim, şimdi her gün yeni yüzler görüyorum, kimseyi tanımıyorum. Yeri geliyor kalabalık yüzünden dükkanı açmak bile istemiyorum. Ama bir yandan da esnafsın para kazanıyorsun. Çok tuhaf bir durum aslında.”

‘Dokusu tamamen değişirse burası çöplük olur’
1999’dan beri mahallenin muhtarlığını yapan Ali Faik Kaptan’a göre Kuzguncuk’un dokusu son iki-üç senede bozuldu:
“Kuzguncuk dışarıdan gelenler için çok güzel ama yaşayanlar için her geçen gün daha çekilmez hale geliyor. Kuzguncuk bana göre dünyanın en güzel yeri. Bu semtin, kültürü ve dokusuyla alakalı. Herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı tipik bir Anadolu kasabası burası. Ama son birkaç yılda buranın dokusu bozuldu. Ben bu dokuyu nasıl koruruz diye düşünürken, çok hızlı bir şekilde bu doku ortadan kaldırıldı. Bu doku tamamen değiştiğinde burası çöplük olur. Kuzguncuk’u önemli yapan buradaki mahalle yaşamıydı. Şimdi hafta sonu sokağa çıkamıyor insanlar.”
‘Direnebilen kalıyor, direnemeyen mülkünü satıp gidiyor’
Bunun birinci sebebi mekanların kaldırım işgalleri. Benim odamın yarısı kadar bir alan bile ruhsat alabiliyor ve kaldırımı kullanmak da bunun bir parçası. İnsanlar artık bu nedenle sokakta rahatça yürüyemiyor. İkincisi; kiralar da çılgın bir fiyata gelmiş durumda ve bu bütün semti etkiliyor. Allah’tan Kuzguncuk’un parselleri ufak. Yoksa şu anki Kuzguncuk da kalmazdı. Sit alanı olması da önemli elbette. Direnebilen mahalleli kalıyor, direnemeyen de mülkünü satıp gidiyor.”

Üsküdar Belediyesi’ni gerekli önlemleri almama konusunda eleştiren muhtar, şöyle devam ediyor: “Belediyeye her defasında Kuzguncuk halkının mutsuz olduğunu söylüyoruz ancak hiçbir yanıt alamıyoruz. Artık dava yoluna gideceğiz ve belediyeye mahkemeye vereceğiz bu kaldırım işgallerine izin verdiği için. Kamusal alanları kimsenin kiraya vermeye hakkı var mı? Bu kafecilik zaten benim son beş yılda gördüğüm bir şey. Her yer kafe. Bizim kültürümüzde böyle bir şey var mıydı?”