Terleme hakkımızı söke söke nasıl aldık

ZEYNEP GÜVEN ÜNLÜ

@zeynepguvenunlu

Belirgin kaslar lezbiyenlik işareti sayılabilir. Fazla hoplayıp zıplamak rahmin düşmesine sebep olabilir. Terlemek kadına yakışmaz. Kadının sporla egzersizle işi olmaz!

Çok değil çeyrek asır önce yaygın kabul gören bu fikirler şimdi kulağa kötü birer şaka gibi geliyor.

Yeni çıkan ‘Let’s Get Physical‘ adlı kitap, fitness kültürünün ABD’de geçirdiği evrimi çok güzel anlatmış. Biz de lafı oradan alıp kendimize getirdik.

Danielle Friedman’ın kitabı, geçtiğimiz yüzyılda büyük dönüşüm geçiren fitness kültürüne bakıyor.

Ben çocukken, birileri pazar sabahı evimize gelip salona girse ailecek delirmiş olduğumuzu düşünürdü herhalde. Manzarayı anlatayım: Üstümüzde bazen eşofman, çoğunlukla pijamalarımız var. Annem ve üç kız kardeş yan yana dizilmişiz, karşımızda babam. Babayı izleyerek önce dairesel hareketlerle boynumuzu ısıtıyoruz. Yerimizde hafif tempoda koşuyoruz. Kollarımızı yana açıp gittikçe büyüyen daireler çiziyoruz, sonra aynı hareketi tersten yapıyoruz. Ardından yere oturup mekik çekiyoruz, bisiklet çeviriyoruz. Sonunda da yanlara ve öne esneyerek sabah sporumuzu tamamlıyoruz. 80’lerin başında, şehirli orta sınıf kaç ailede pazar günleri böyle başlıyordu acaba? 

Çocuk halimizle eğlendik eğlenmesine, hareket etmenin önemini de anladık ama hiçbirimiz babamın arzu ettiği gibi sporu hayatımızda kalıcı hale getiremedik. Babam da dahil! Anlayacağınız, “Teorik dersen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta”ydı ve bir zaman geldi, pazar sporları bitti.

Kişisel hikayemi hatırlama nedenim, bugünlerde ilgiyle okuduğum ‘Let’s Get Physical / How Women Discovered Exercise and Reshaped the World’ adlı kitap. Henüz Türkçe yayınlanmadı ama ‘Hadi Hareketlenelim‘ diye çevirmek uygun olur sanırım. Alt başlık için de şöyle denebilir: ‘Kadınlar Egzersizi Keşfedip Dünyayı Nasıl Şekillendirdi’.

30 yaşından sonra fit olmak mümkün mü!

Yazar Danielle Friedman, geçen yüzyılda egzersiz kültürünün nereden nereye geldiğini  anlatmak için, fiziksel aktivitenin önemini kavrayan ve hayatını kadınları sporla tanıştırmaya adayan öncülerin izini sürmüş. Bonnie Prudden, 1914 doğumlu bir dağcı / tırmanışçı. 1961’te ilk modern fitness kitabını yazıyor: ‘How to Keep Slender and Fit After 30’ (30 Yaşından Sonra Nasıl İnce ve Fit Kalırsınız).

1961’de yayınlanan ilk fitness kitabı kadınlara sporla zayıflamayı vaat ediyor.

Bugünün ölçülerinde yetişkin hayatın başı kabul edilen 30 yaşın, fit bir bedenin üst sınırı olarak çizilmesi sizi de şaşırttı muhtemelen ama onu şimdilik bir kenara bırakalım.

Prudden’in hedefi, banliyö evlerinde ev işi yapmak ve çocuk bakmak dışında fiziksel aktivitesi olmayan kadınlardı. Ancak 1950’lerde kadının öncelikli rolleri iyi bir anne, zarif bir eş, becerikli bir ev kadını olmaktan öteye gitmiyordu. Bedenin sınırlarını zorlayarak güçlenmek, belirgin kaslara sahip olmak ya da kendine zaman ayırmak bu rollerin hiçbirine hizmet etmiyordu. Ama zayıf olmak önemliydi. Egzersizle kilo verme arasındaki bağlantıyı öne çıkaran Bonnie Prudden, kitabın tanıtım stratejisini zayıflama üzerine kurdu ve çok sayıda kadına ulaşmayı başardı.

Bonnie Prudden, bir dönem kapağına da çıktığı Sports Illustrated’de, resimlerle desteklenen spor reçeteleri verdi.

Bugünden bakınca çok tuhaf gelebilir ama o dönemde kadınla spor arasındaki engellerden biri de terlemekti. Egzersizin kaçınılmaz bir sonucu olan ter, zarif kadınlara yakıştırılmıyordu. Bir leydi asla terlemezdi.

Bir leydi neden asla terlemez?

Bugün koşu bandında döktüğümüz ter övünç kaynağımızken, 70 yıl önce terlemek neden uygunsuz kabul ediliyordu? Sorumu İstanbul Bilgi Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümünden Dr. İlknur Hacısoftaoğlu yanıtladı: “Kadın bedeni vücut sıvıları salgılayan yahut dışkılayan biyolojik bir beden olarak değil, bir heykel bir mumya gibi görüldüğünde, doğal bir tepki olan terleme de uygunsuz görülebilir. Konu kadın bedenine bakışla ilgili.”

Peki kas meselesi? Bugün gururla sergilediğimiz kaslarımızı, yakın geçmişte neden kapatmaya çalışıyorduk? Dr. Hacısoftaoğlu, kaslı kadınların yarattığı ‘huzursuzluğun’ kökeninde cinsiyetçilik ve homofobi olduğunu düşünüyor: “Belirgin kaslar erkeksilikle, erkeksi kadın da lezbiyenlikle bağlantılı düşünülüyor. Lezbiyenliğin aşağılandığı bir toplumda kaslardan utanmak anlaşılabilir bir şey.” 

İlk spor sutyeninin 1977’de piyasaya çıktığını biliyor muydunuz?

Spor sutyeni dünkü çocuk sayılır

Sporun kadının hayatına adamakıllı girişinin ne kadar yeni olduğunu anlamayı sağlayan çarpıcı bir örnek spor sutyeni. Spor sutyeni giymeden spor yapmak neredeyse imkansız ama bundan 45 yıl önce spor sutyeni diye bir şey yoktu! Lisa Lindhal, Hinda Miller ve Polly Smith adlı üç girişimci / tasarımcı kadın bu kilit parçayı tasarlayıp kendi kurdukları Jogbra markasıyla piyasaya sundu ve fitness tarihine geçti. 

Fitness tarihini yazan bir başka öncü kadın, oyuncu Jane Fonda. 70‘lerin sonu 80’lerin başında estirdiği aerobik rüzgarı Türkiye’ye kadar gelmiş, hatta geniş kitleler fitness’la Jane Fonda sayesinde tanışmıştı.

80’lerin aerobik fenomeni oyuncu / aktivist Jane Fonda, 1979’da Beverly Hills’te fitness stüdyosunu açtı. 1982’de ilk aerobik video kasedini yayınladı.
Pilatesin Türkiye’deki yüzü Ebru Şallı mesajını giydiği atletle veriyor: Sahici kızlar terler.

Son yıllarda voleybol, basketbol, atletizm dallarında kazandıkları başarılarla gençleri cesaretlendiren profesyonel sporcuları saymazsak, Türkiye bedensel aktiviteyi özendiren yerli popüler kültür figürleriyle bir türlü buluşamadı. Hülya Avşar ve Ebru Şallı’yı bu genellemenin dışında bırakabiliriz belki. Avşar tenisin popülerleşmesine katkı sağladı. Şallı, televizyon programları, DVD kayıtları, pilates ekipmanları ile pilatesin Türkiye’deki yüzü oldu.

Topumuz sporda

2020’lerin fitness dünyası ise ne 50’lere, 60’lara benziyor ne 2000’lere. Hafif kaslı yapısıyla güce vurgu yapan ince bedenler gözde olsa da, bunu dayatmak eskisi gibi kolay değil. Zira, beden olumlama hareketi, zayıf – şişman, kısa – uzun, güçlü – güçsüz herkesi spor yapmaya çağırıyor. Hareketin savunucuları kararlı; iş hayatında, podyumda ve spor salonlarında kazandığı mevzileri koruyor. Zayıf olmak için değil, ruh ve beden sağlığını korumak için spor yapan, dahası bundan keyif alan kadınların sayısı artıyor.

Kapsayıcılık trendinin yükselmesiyle, evde, spor salonunda, şehirde, sahil şeritlerinde belediyenin parklara kurduğu fitness aletlerinde çeşit çeşit kadın spor yapıyoruz. En güzeli de utanmadan terliyoruz. 

Beden olumlama hareketi sözcüsü ve yoga eğitmeni Jessamyn Stanley, spor salonlarındaki ırk ve beden üzerinden yapılan ayrımcılığa karşı mücadele ediyor.